Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı… Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak

E.L James’in 2011 yılında çıkan ve yok satan kitabının filme uyarlanacağını duyduğumda gerçekten çok sevinmiştim. Yukarıdaki başlık kitabın kapağında yer alıyordu ve o kitap benim hayal alemimi ciddi bir boyuta taşımıştı. Derken oyuncular, yönetmen, senaryo ve yapım süreci bir anda bitti ve film vizyona girdi. Akıllarda ciddi soru işaretleri oluştu. Bu kitabın uyarlaması olabilir miydi? Evet maalesef oldu. Ama olmasaymış çok daha iyi olurmuş. Grinin elli tonu bu filmde resmen kaçmış.

Şimdi 2011 yılı içinde 37 ülkede yayınlarak toplamda 40 milyondan fazla satan bir kitaptan bahsediyoruz. Öyle ki, İngiltere’de “tüm zamanların en çok okunan romanı” ünvanını alarak Harry Potter serisinin ilk kitabını geçtiği için de, kırılması zor bir rekorun sahibi oldu. Sonuçta bu kitap, erotizmin sınırlarını zorlayan cüretkar bir kitaptı. İçinde bolca seks, dahası sayısız sado-mazoşist atraksiyon barındıyordu. Bir nevi modern zamanların 9,5 Hafta’sı filmi gibiydi. O yüzden yapımcıların bu filmi çekerken gerçek anlamda çok dikkat etmeleri gerekiyordu. En ufak bir hata filmden bizi soğutabilirdi. Şahsen benim için durum aynen bu şekilde oldu. Bütün hayallerim yıkıldı ve sayelerinde kafamda canlandırdığım Christian Grey karakterine hoşçakal demek zorunda kaldım. Önce biraz hikayeden bahsedelim ve sonrasında bu filmin tonunun neden kaçtığına bir göz atalım… Bir hatırlatma. Bu bir aşk değil!

Edebiyat ögrencisi olan Ana Steele, genç girişimci Christian Grey’le röportaj yapmaya gittiğinde son derece çekici, zeki ve sinir bozucu bir adamla karşılaşır. Toy ve masum Ana, bu adama duyduğu arzu karşısında şaşkına döner ve adamın gizemli doğasına rağmen ona yakınlaşma arzusuyla yanıp tutuşur. Ana’nın güzelliği, zekâsı ve özgür ruhuna direnemeyen Grey de onun istediğini kabul eder, ancak bazı şartları vardır… Erotik fantezilerini kız üzerinde uygulamak isteyen Grey karşısında, Ana şaşkınlık duyar, fakat bu içindeki arzuları daha fazla arttırır. Zaman geçtikçe bu ilişki ile genç kız adamın karanlık gizli sırlarını öğrenmeye başlar. Bununla birlikte ikilinin arasında ilginç bir şekilde erotizm doruklarında, cinselliğin sınırı yokmuşçasına bir ilişki oluşur. Peki Grey’in istekleri nelerdir? Yakışıklı Grey’imiz, Ana’dan benim sado – mazoşist saplantılarının bir nevi kobayı olacaksın der. Yani bütün bunları onunla yaşamak ve daha da önemlisi Ana’yı test etmek ister. Önce normal bir ilişki gibi başlar her şey. Kahve içmek, yemek yemek ve bol bol e-mail yazışmaları vs. Derken o esas konunun zamanı gelir.  Grey’in karanlık dünyası, arzu ve ihtiras. “Kırmızı Oda” adını verdiği yerde Grey’in kelepçeleri, kırbaçları, türlü çeşitli seks oyuncakları, bolca fiziksel şiddeti ve psikolojik tuzakları vardır. Ve en önemlisi de bu oyuna başlamadan önce imzaladıkları ve ayrıntıları bir avukat tarafından belirlenmiş olan kontrat. Buraya kadar herşey güzel giderken asıl hikaye artık başlar. Ana Grey’in, sert, vahşi, erotik, seksi, kadınları baştan çıkaran ve yırtıcı bir oyunun parçası haline gelir.

Bütün bunlar iyi hoş güzelde, insanın ister istemez canını sıkan, o hayalini kurduğuz karakterlere kadar hiç bir nüans maalesef tutmadı bende. Grey rolünde Jamie Dornan’ı, Ana Steele rolünde Dakota Johnson’ı ve sınıfta kalan kimyalarını izlemek gerçekten de çok sıkıcıydı.

Güzel, yakışıklı ve çekici bir yüz olmaktan öteye gidemeyen Jamie Dornan’a, sahte orgazmda bir dünya markası olmaya aday Dakota Johnson eklenince, kitabın orijinalindeki tüm detayların yarısı silindi ve film eksi hanelere inip resmen iflas etti. Filmdeki Anastasia Steele’in ikide bir devreye giren “içsel tanrıçası” ya da zavallı “bilinçdışı” durumundan hiç bahsetmiyorum bile. Yer alan seks sahnelerindeki inlemeler bile baştan aşağı koca bir sıfır. O kadar yapmacık ve o kadar gerçek dışı ki, “ben kitapta bu sahneleri böyle hayal etmemiştim” demek içten değil.  Tonun tutmaması filmin 125 dakikasını çöp kutusuna atmaya yeter.  Çok basit. Trash – Delete bitti. Diğer karakterleri anlatmaya dilim bile varmıyor. Miss Steele’in gereksiz kıkırdamalarından tutun da, Ana’ın ev arkadaşı Kate’in korkunç yüz ifadesine kadar her şey yanlış. O kadar kötü ki, filmdeki ten ve kimya uyuşmazlığına biraz renk katmak için kullanılmaya çalışılan şarkılar bile insanı mutlu sona ulaştıramıyor. Yani ne söylesek boş.

Fifty Shades of Grey, bana sorarsanız 2014 yılının en kötü filmi olarak çıktı karşıma. Elbette film, büyük bir kadın hayran kitleside yakaladı yalan yok. Bu filmi çok sevenlerde oldu. Christian Grey’e bayıldım diyenlerde. Hatta sinema salonlarında hayallere dalanlardan tutunda, başka başka şeyler yapanlara kadar çeşitli haberler bile ortalıkda dolaştı durdu. Ama buna rağmen sonuç değişmedi. Yabancı basınında dediği gibi Grinin elli tonu sınıfta kaldı. Benim size naçizane tavsiyem, filmi azcık beklemeniz. Hiç para vermenize değmez. Yakındır DVD’si çıkar.

Yazımı üç porno oyuncusu Nadia Styles, Mercedes Carrera ile Nina Elle’e‘nin film için yaptıkları eleştirler ile kapatıyorum. Tam da benim fikrimde

*Sıkıcı, eski kafalı ve dominant erkek ile uysal kadın gibi klişeleşmiş konu peşinde. Porno böyle konuları bırakalı yıllar oldu dediler.

*Sinema bileti pahalı; o kadar parayı verip rol kesen iki oyuncuyu seyretmek yerine hakiki diyalogları, bunların gerçeğini yapan bizimkileri internette bedava izleyebilirsiniz.

*Kitap aşırı kötü yazılmış ve özellikle orgazmla ilgili benzetmeler çok saçma.

*Erotik değil. Süngerbob´dan farkı yok. 2015 yılında olmamıza karşın hala erkek organını saklıyorlar kameradan.

*Bir öneri: bilete vereceğiniz parayı bağımsız sinema için harcayın bari; Boyhood´u izleyin.

Reklamlar