İzleyici cinsel hayatından memnun olsun ya da olmasın, cinsel sorunları, baskıları, fetişleri konu edinen sinema hep ilgi çekmiştir. Toplumsal olarak pornografiden daha çok kabul gören bu tür filmlerin çoğu seyircinin cinsellik ile tanışmasına da vesile olduğunu söylersek yalan söylemiş olmayız.

Aşağıdaki liste cinsel olarak bastırılmış karakterlerle dolu filmlerden oluşuyor. Grinin Elli Tonunun etkisinden hali hazırda çıkmamışken, bu türün esas başyapıtlarını sizin için derledik.

1. Black Narcissus

(1947, Yön. Michael Powell, Emeric Pressburger)

1-Black-Narcissus-sinematopya

Black Narcissus, Himalaya’larda eğitim merkezi açmaya çalışan bir grup rahibenin zorlu hikâyesini anlatır. Engeller ise rahibelerin bastırılmış cinsellikleri ve onları saran kaotik ortamda baş gösteriyor. Yerliler için açılan bu eğitim ve sağlık merkezin başı olarak seçilen Rahibe Clodagh (Deborah Kerr) çarpıcı bir kadındır. Vahşi yaşam şartları Mr. Dean (David Farrar) ile birleşince rahibenin nostaljik anıları depreşir.

Rahibe Ruth (Kathleen Byron) başlarda gerçek benliğini bastırabilmeyi becermiş olsa da, daha sonraları doğaya ve kendi şehvetine karşı koyamaz. Ruth’un cinsel bastırılmışlığı film boyunca detaylıca işleniyor. Gözleri sık sık baktığından daha fazlasını görmek isteyen Ruth’un Mr. Dean’e olan yoğun duyguları karşılıksız değildir. Mr.Dean’in neşe dolu alaycı doğası ve muhteşem özgüveni rahibe Clodagh’ı da etkilemiştir. Adam, Clodagh için tanrıya söz vermemiş olsaydı âşık olabileceği tipte bir adamdır. Halbuki Ruth, Mr.Dean’e karşı olan hislerinin üstesinden gelmiştir. Onunla yalnız kalabildiği fırsatlar yakalamış ve adamı gizlice izlerken, daha onlar bile bilmezken Clodagh için olan ilgisini çözmüştür.

Ruth’un hayvani ve yırtıcı doğası, tanrıyı inkâr ettiği ve Mr. Dean’i etkilemek için kırmızı rujunu sürdüğü üçüncü perdede gözümüze sokuluyor. Film doğanın renklerle akıp giderken, rahibelerin soluk beyaz pelerinlerinde kaldığı, dini amaçların cinsel isteklerle baş edemediği, cinsel baskıyı ve sonuçlarını görebileceğiniz bir sergi.

2.Rear Window

(1954, Yön. Alfred Hitchcock)

2-Rear-Window-sinematopya

Rear Window sinemadaki gözetlemeci erkek bakışını en net görebildiğimiz filmlerden birisi. “Jeff” Jeffries (James Stewart) bir yarış sırasında fotoğraf çekerken bacağını kaybedip tekerlekli sandalyeye mahrum kalmış sinirli bir fotografçı rolünde. Jeff, riskli işlerden korkmaması ve yılmamasıyla övünen bir adam. Eve hapsolmasıyla etrafındaki komşuları teleskobuyla gözetlemeye başlar. Onlara isimler takar ve hikâyeler uydurur. Bu onu çok eğlendirmektedir; özellikle genç kadınlar…

Jeff’in sanatsal ve cinsel eksiklilerini çevresine olan saplantısı, yakınlığa olan tepkisi ve çarpıcı kız arkadaşı Lisa’ya (Grace Kelly) olan adanmışlığında görüyoruz. Aradığı dramayı ise komşusu Lars’ın (Raymond Burr) işlediğine inandığı bir cinayete tanıklık ettiğini sandığında buluyor.

Jeff ve Lisa kazadan sonra cinsel ilişkilerini bitirmiş olsalar da Jeff’i asıl büyüleyen Lisa’nın bir cinayet şüphelisi ile nişanlanması, ona mektuplar yollaması ve evine girmesidir. Aynı şevkle onu da gözetlemeye başlar. Hala gözetleyen odur ama göz ona döndüğünde tepkisi kontrol edilemeyecek durumdadır…

3. Repulsion

(1965, Yön. Roman Polanski)

Repulsion-sinematopya-4

Repulsion Analizimizi Okumak İçin Tıklayın!

Repulsion erkeklerden ve cinsellikten korkan Carol Ledoux’ın (Cathrine Deneuve) bastırılmış karakterini inceliyor. Carol’ın kız kardeşinin evli bir adamla ilişkisi vardır. Carol bu adamın beraber yaşadıkları apartman dairesine hükmettiğini düşünür. Kız kardeşi İtalya’ya tatile gittiğinde Carol evde tek kalır ve acılar başlar. Apartman dairesi onu yaralıyordur. Çatlaklardan talaşlar saçılır, bir yerlerden adamlar belirir ve yatağında ona saldırır. Duvarların elleri vardır ve kızın vücudunu yakalamaya çalışır. Carol olaylar karşısında ne yapacağını bilmez ve giderek şiddet sever bir insana dönüşür.

Film çalan saatler, telefon zilleri, topuk tıkırtılarıyla birlikte bizi Carol’un katastrofobik duygu dünyasına çekiyor. Tüm bunlar ona engellendiği hissini vermektedir. Film boyunca Carol’un geçmişte yaşadığı olaylardan hala acı çektiğini anlıyoruz. Bu olaylar onu rahatsız ederken erkeklerden kaçar bir hala getirmiştir. Filmdeki tüm karakterler yırtıcı olarak resmedilmektedir.

4. Belle de Jour

(1967, Yön. Luis Bunuel)

4-belle de jour sinematopya

Belle de Jour varlıklı ve bastırılmış bir kadın olan Severine’in sadomazoşist fantezilerini ortaya saçıyor. 1960’ların Yves Saint Laurent markalı askeri üniformasıyla karakter, kontrol fikrini, baskı ve disipline ihtiyaç duyduğu mesajını veriyor.

Bağlandığı, kamçılandığı, hararete uğradığı hayal sahnelerinde karakterin gerçek kişiliğiyle karşılaşıyoruz. Hayallerinin tersine, ağırbaşlı bir karakter olan kadının kocasıyla olan ilişkisi soğuk ve tekdüze. Severine cinsel ilişki istemediğinde kocası buna saygı duyuyor ve zorlamıyor. İlk fantezisinde kocasının nasıl hayal ettiğini görüyoruz; karısının isteksizliğine kızan, onu bağlayıp tecavüz eden bir adam…

Severine gizli olarak genelevde çalışmaya başladığında işini kendi isteklerini tatmin etmek için kullanıyordur. Kutsal ayinleri reddettiği için taciz edildiği çocukluk zamanlarını gösteren sahneler cinsel problemlerinin tohumlarının nerede atıldığına dair fikir veriyor. Onun konumunda bir kadın için bu istekler kabul edilmezdir fakat Severine suçunun cezasını çekmeye çoktan hazırdır.

5. Death in Venice

(1971, Yön. Luchino Visconti)

5 death in venice sinematopya

Bestekar Gustav von Aschenbach (Dirk Bogarde) güzel bir erkek çocuk olan Tadzio’ya aşık olur. Eşcinsel şehvet, çocuğun dış görünüşe ve bakirliğine olan hayranı Gustav’ı saplantılı bir hale getirir. Müzikteki yaratıcılığı kaybolmakta ve dış görünüşü bozulan Gustav, çocuğun gençliğine ve potansiyeline ilgi duymaktadır.

Film karakterin bastırılmış cinselliğinin, sessiz bir uzaktan arzulanan ideale yansıtılmasıyla ilgili.

6. The Night Porter

(1974, Yön. Liliana Cavani)

6-The-Night-Porter-Sinematopya

Savaş sonrası Viyana’da, eski Sovyet memuru olan Max (Dirk Bogarde) eski mahkumlarından biri olan Lucia ile karşılaşır. Max bir otelde gece bekçisi olarak çalışmaktayken, Lucia evlenmiştir. Aralarında büyük bir gerilim ve birlikte yalnız kalma korkusu hala vardır. Flashbacklerden anlarız ki Lucia’nın kamptan kurtulması Max ile arasındaki sadomazoşik ilişki sayesindedir.

Bir sahnede Lucia’yı Max ve arkadaşlarına, üzerinde sadece Sovyet memuru şapkası pantolon ve kuşaklar varken dans ederken görüyoruz. Buna karşılık Max hediye olarak Lucia’ya başka bir mahkûmun kesik kafasını sunuyor. Lucia ve Max sonunda tekrar bir araya gelince sonuç tutkulu ve yıkıcıdır. Politik ve cinsel olarak bastırılmışlardır. İşkence temalı ilişkilerini tekrar canlandırma istekleri inkâr edilmeyecek kadar yoğundur.

7. Picnic at Hanging Rock

(1975, Yön. Peter Weir)

7-Picnic-At-Hanging-Rock-sinematopya

1900 yılında Appleyard College’ın genç kadın öğrencileri Hanging Rock’taki sevgililer günü pikniği için yola koyulurlar. Piknik beklenti hisleriyle açılır -öğrenciler birbirleriyle sıkı fıkıdırlar, birbirlerinin odalarını gözetlerler, birbirlerinin korselerini denerler. Bu genç kızlar sevgililer gününe bir ritüel gibi bakmaktadırlar; St.Valentine heykelini kaldırır ve pastalarını keserler.

Ana olayın oluşumu ise ima dolu. Kızlardan dördü piknik alanının dışına çıkarlar ve rüya gibi bir durumda kendilerinden geçerler, çoraplarını çıkartıp sıcak yere uzanırlar. Bu sahne sırasında çalan müzik tüm bu olayların dünya üstü şeyler olduğu fikrini verir.

Picnic at Hanging Rock’ın Viktoryan modeli bir cinsel baskıyı anlattığını söylemek doğru olmaz. Film daha çok erkeklerin, öğretmenlerinden, genç kızların güzelliği ve bilgisinden etkilenmişliği üzerine kurulu. Film kızları toplum baskılarını görmezden gelmelerini çok iyi bir şekilde anlatıyor.

8. Carrie

(1976, Yön. Brian De Palma)

8-Carrie-1976-sinematopya

Carrie Amerika’daki lise dayılanmalarının ve zorlu anne kız ilişkilerin bir temsili. Carrie (Sissy Spacek) dışlanmış bir kızdır. Doğaüstü güçlerinin olduğunu fark eder. Okul balosunda ise bu güçler şiddet ve intikam duygularıyla oraya çıkar.

Margaret White (Piper Laurie) kızını dini sebeplerden dolayı baskıcı yetiştirmiş bir annedir. Kızını bir günahın bedeli olarak görmektedir ve bundan suçluluk duymaktadır; kızını insan yerine koymamaktadır. Carrie’yi varlığı yüzünden sürekli cezalandırmaktadır çünkü ona cinselliğinin pençesine takıldığı günleri hatırlatmaktadır.

Margaret daha sonra kızına, kocasının sarhoşken ona tecavüz etmesi sonucunda doğduğunu anlatır. Daha önemlisi Margaret bu olaydan zevk duymuştur. Kızına regl dönemini kanın laneti olarak açıklar. Çünkü doğum sistemine bir engeldir, yani kadın bedeninin var olma amacına. Margaret’ın kızıyla arasındaki konuşma bir muhabbetten çok vaaz kıvamındadır çünkü anneden çok baskı için beyni yıkanmış bir araçtır.

9. Taxi Driver

(1976, Yön. Martin Scorsese)

9-taxi driver sinematopya

Taxi Driver’daki Travis Bickle’nin (Robert De Niro) cinsel baskısı, karakterin şiddet ve kahraman olma arzusu için bir zıplama tahtası aslında. Yalnızlıktan ve deniz piyade kolordusundan atılmasından dolayı çeken Travis, taksisini New York’un en korkunç sokaklarına sürer. Şehirden ve şehir sakinlerinden her gün daha fazla tiksiniyordur. Parlayan kıyafetli bir asker olma isteği, çocuk bir fahişe olan Irıs’e (Jodie Foster) olan saplantısı ve politik gönüllü Betsy’e (Cybil Shepherd) olan şehvetine sebep olur.

Bu iki kadın tarafından reddedilmesi onu sinirlendirir. Travis’in cinsel sorunları hakkında bilgi veren bir sahne ise beyaz faşist bir adamı arabasına aldığı sahnedir. Adam Travis’in yoğunlaştırılmış halidir, onu aldatan karısı hakkında Travis’e dert yanar, ona silahıyla kadına neler yapabileceğinden dem vurur. Erkeklik silah ve cinsellik arasındaki bağ ortaya konulur. Silah Trarvis için maskülenliğin ve gücün temsilidir.

Cinselliği çelişkilidir. Betsy’yi konusu bir hayat kadınıyla yatmaktan çok kadını canavardan kurtarmak olan bir porno filme götürür. Travis isteğini baskılar çünkü bununla nasıl baş edeceğini bilmemektedir. Travis’i rahatlatan tek şey silahlara olan düşkünlüğü ve onunla şehirdeki pisliklere neler yapabileceğini düşünmektir.

10. That Obscure Object of Desire

(1977, Yön. Luis Bunuel)

10-that_obscure_object_of_desire-sinematopya

Sinirli ve zengin bir adam olan Mathieu (Fernando Rey) Conchita ile mazoşist bir cinsel ilişki yaşmaktadır. Conchita iki aktris tarafından canlandırılır; biri cazibeli tarafı, diğeri ise isteksiz tarafı temsil etmektedir. Conchita, Mathieu’yu baştan çıkarsa da hiçbir zaman onun zevke ulaşmasına izin vermez.

Bir sahnede Conchita bedenini saran bir korse giyerken görülür. Korse o kadar sıkıdır ki adam açamaz. Conchita Methieu’yu aldattıktan sonra adamın ona karşı şiddetli tacizlerinden zevk almaktadır. Başkarakterler eksikliklerini birbirlerinde tamamlarlar; oyunlar oynar, cinsel olarak birbirini sömürürler ve bir beraber, bir ayrı olarak hayatlarını devam ettirirler.

11. A Short Film About Love

(1988, Yön. Krzysztof Kieslowski)

11-A-Short-Film-About-Love-sinematopya

Gündüzleri postanede memurluk yapan, sosyal ve cinsel olarak bastırılmış 19 yaşındaki Tomek (Olaf Lubaszenko) geceleri yaşlı, hafif meşrep oyuncu Magda’yı (Grazyna Szapoloska) teleskobuyla gözetler. Tomek onunla iletişime geçmek istese de saklamaktan yanadır. Hatta bazen kadının haberi bile olmadan onun kontrolüne girer. Kadın bir adamla sevişirken, durumu engellemek için gaz kaçağı ihbarı yapmak, postasına sahte mektuplar bırakmak gibi küçük oyunlar oynamaktadır. Telefondan da aramayı ihmal etmiyordur, tabi ki bir kelime bile etmeden.

Açık bir şekilde ondan hoşlansa da, teleskopuyla kadının günlük rutinlerine ve tepkileriyle ilgilenmeyi tercih eder. Kadına onu izlediğini söylediğinde kadının ilk tepkisi onu kovmak olsa da, olay onun da ilgisini çekmiştir. Magda cinsel tecrübelerini, çiğ cinsellik yerine aşk ve romanstan yana olan Tomek üzerinde kullanacaktır.

12. Malena

(2000, Yön. Giuseppe Tornatore)

12-Malena-sinematopya

Melana genç bir adamın bilinmeyen bir kadının etrafında dönen gözetlemeci hallerini işleyen bir başka film. 2. Dünya Savaşı’nın ortasında Sicilya’da yaşayan 12 yaşındaki Renato (Giuseppe Sulfaro) güzelliğiyle kadınları kıskandıran, erkeklerin dibini düşüren evcil bir kadına saplantılı hale gelir. Renato’nun detaylı ergen hayalleri sinematik bir dilde anlatılmaktadır. Çocuk kendini bir sinema perdesinde kahraman kovboy, duruma göre ise gladyatör gibi görürken Melana (Monica Belluci) genellikle yarı çıplak ama her zaman güzel, çoğu zaman sessiz ve tadılması gereken bir zevktir.

Kamera kadının tüm vücudunu dolaşır; özellikle de elbisenin altındaki çoraplara odaklanmaktadır. Renato kadının iç çamaşırlarını çalıp onu düşünerek mastürbasyon yapıyordur. Bazen o kadar şevke gelir ki yatağının yaylarını yağlamak zorundadır, anne babasının duymasından korkuyordur. Ailesi olayın farkındadır ama çocuğun saplantısı karşısında bir şey yapamazlar. Renato’nun problemleri yetersizlik duygusunda gizlidir. Babası ve arkadaşlarının boyu, cinsel organı ve genel olarak erkekliği hakkında yaptığı şakalardan fazlaca etkilenmiştir.

O dönem erkek çocuklarının aksine şort yerine pantolon giymeyi tercih eden Renato’nun erkek olarak görülmek istemesini bu yolla bize açık ediyor. Kadının hayatına gözetlemeci olarak eşlik eden çocuk ona hiç göndermediği mektuplar yazar fakat kadının başka erkekler tarafından taciz edilmelerini camından izlemektedir. Kadının hem fikrine hem fiziğine vurulmuş Renato, ona varlığını sezdirecek herhangi bir girişimde bulunmaz. Melana’nın trajik çöküşünü Renato’nun genç ve şehvetli gözlerinden görürüz.

13. In the Mood for Love

(2000, Yön. Wong Kar-wai)

13-In-The-Mood-For-Love-sinematopya

Su Li-zhen (Maggie Cheung) ve Chow Mo-Wan (Tony Chiu Wai Leung), eşlerinin onları birbirleriyle aldattığını öğrenene kadar arada karşılaşan iki kapı komşusudur.

İntikam yerine bu aldatmacanın sebeplerini öğrenmek için birbirlerinin karı koca rollerine büründükleri bir oyun oynarlar. İlişkileri eşlerinden gizli değildir ve her şey normal seyrinde ilerlemektedir fakat başka bir komşuları durumdan şüphe duymaya başlar. Sadece arkadaşlardır ama çevreleri böyle görmez. Zamanla birbirlerine karşı istek duymaya başlasalar da, toplumdan çekindikleri için duygularını saklayacaklardır.

Bu bastırılan cinsellik aralarındaki sessizlik, ellerine dokunma çabası, beraber yeme alışkanlıklarında kendini gösterecektir. Kendilerini  geri çekilmelerinin ardında eşlerinin yaptığı şeyi yapmaktan kaçınma durumu vardır.

Filmin görsel dizaynı, başrollerin bastırılmış cinselliklerini anlamak için anahtar noktaların başında geliyor: Çok renkli, çok baskılı duvarlar ve ışıklara rağmen karakterlerde var olan durgunluk… Müzikler ise karakterler konuşamadığında onlar adına konuşuyor, onlar sessiz kaldıkça çığlıklar atıyor. Film eski romansların bir portesi: Asla sahip olmadıklarımızın bizi en çok etkilediği mesajını barındırıyor. Final sahnesi de bir o kadar acıklı: Chow Mo-Wan bir gizli deliğe fısıldar ama Su li-zhen asla duyamayacaktır.

14. A Ma Soeur

(2001, Yön. Catherine Breillat)

14-A-Ma-Soeur-sinematopya

Anais (Anais Reboux) ve Elana (Roxane Mesquida) yaşları yakın ve birbirleriyle karşılaştırılan iki kız kardeştir. Abla olan Elena bekaretini kaybetmek için doğru kişiyi ararken, Anais kilolu, kimle olacağını önemsemeyen, bu işin bir anda olup bitmesinden yana olan kız kardeştir. Anais genellikle ailesinin kaba şakalarına maruz kalmaktadır. Vücudu ile ilgili herkesin bir fikrinin olmasına alışmıştır.

Anais, çekici kız kardeşinin aksine kimlik bunalımları yaşamaktadır. Tatilde kardeşinin cinsel hayatını gözetler, Elena gürültülü ve acılı bir şekilde bekaretini kaybederken onu izlemektedir.

Bu Anais’i elbette etkileyecektir. Metal merdivenleri öpmek, onlara sevgilisiymiş gibi davranmak, sonra gidip ağaç destekleri öpmek gibi davranışlar sergiler. Bir adam onla konuşuyor gibi kendisiyle konuşur. Aynada kendini izler, kıyafetini üzerinden atarken kendine fahişe diye bağırır. Filmin sert sonunda Anais’in dileğinin gerçeklediğini de görüyoruz.

15. Trouble Every Day

(2001, Yön. Claire Denis)

15-Trouble-Every-Day-2001-sinematopya

Fim insan libidosuyla ilgili bir deneyin yan etkisi olarak yamyamlaşan Shane (Vincent Gallo) ve Core’u (Beatrice Dalle) anlatan şiddet dolu bir erotik eser. Doktorun karısı olan Core kendi iyiliği için sürekli odaya kilitlense de daima cinsel arzuları için mutasyona uğratabileceği bir erkek aramak adına kaçar. Core batırılmamış çiğ cinselliktir. Ona göre seks ve şiddet aynı ve tek bir şeydir. İlişki sırasında yiyebileceği erkekler aramakta olsa da kocası yanında her zaman kontrollüdür ve ona bir zararı dokunmamaktadır.

Shane’in yakınlaştıkları bir anda June’a zarar verdiğine dair şeyler seziyoruz filmde. Kadını banyo yaparken izleyip onu kana bulanmış ve çarşaflara sarılmış olarak hayal ediyor. Shane, karısına zarar vermekten korktuğu için isteklerini gizlemektedir. Daha sonra, Shane, bu kızgınlığını oteldeki bir yardımcıdan çıkaracaktır. Film genel olarak birini o kadar çok istediğinde ona zarar vermeyi anlatıyor.

16. The Piano Teacher

(2001, Yön. Michael Haneke)

pianoteacher

Piano öğretmeni Erika Kohut (Isabelle Huppert) kırk yaşlarında, bunaltıcı annesiyle birlikte yaşayan bir kadındır. Katı öğretim kuralları ve hırsının arkasında bastırılmış bir cinselliğe mahkûmdur. Porno izler, mastürbasyon yapar, röntgencilik ve daha bir sürü şey… Daha sonra 17 yaşındaki Walter Klemmer ile (Benoit Magimel) bir cinsel ilişki başlatır ama çocuk kadının mazoşist zevklerinden korkmaktadır.

Erika, Walter’a fantezilerinden bahsettiğinde çocuk onu bu fantezilerden dolayı suçlar. İkisi arasındaki güç oyunları her iki tarafı da rahatsız etmektedir. Walter kadının isteklerinden memnuniyetsizliğini dile getirirken bu olayların onlara işin gerçekliğini kaybettirdiğini söyler. Film Erika’nın kendine karşı şiddetini ve cinselliği gösterirken baya gergin bir atmosferde seyrediyor.

17. Swimming Pool

(2003, Yön. Francois Ozon)

17-Swimming-Pool-2003-sinematopya

Sarah Morton (Charlotte Rampling) popüler bir suç hikâye yazarıdır. Kıskanç, ketum, çevresindekilere, özellikle de hayranlarına ve diğer yazarlara karşı tepkilidir. Yapımcısının Güney Fransa’daki yazlık evine ilham bulmaya gider ve yeni kitabı üzerinde çalışmaya başlar. Sarah buradaki sessizlik, dinginlik ve sade yoğurtları çok sevmektedir. Birden yapımcının uçkuru gevşek kızı Julie (Ludivine Sagnier) tarafından tuzağa düşürülür.

Julie, Sarah’nın antitezidir; çıplak gezmekten, şarap içmekten, foie gras yemekten hoşlanan genç bir Fransız çapkındır. Sarah’nın verimsiz doğası ve çok belli olan cinsel bastırılmışlığı, Julie’ye karşı yargılayıcı konuşmalarında ve kızın cinsel hayatını dikizlemesinde kendini iyice belli eder.

Film Sarah’nın fantezilerinin temsilidir adeta. Sarah Julie’den etkilenerek baştan çıkarıcı, egzotik yemekler seven ilhamını geri kazanmış bir kadına dönüşür. Havuz, film boyunca baskı ve serbest bırakılmayı temsil eder: Sarah’nın havuzu kapatamamaktan duyduğu üzüntü, temizlenmesindeki ısrarı, Julie’nin su yüzeyinde pislikler varken bile rahatça çırılçıplak yüzmesi ikisi arasındaki farkları görmemize yardımcı oluyor.

18. Teeth

(2007, Yön. Mitchell Lichtenstein)

18-teeth-sinematopya

Dawn (Jess Weixler) adında, vajinasında dişler olan ve bağımlılık problemlerinden kurtulmaya için destek gruplarına katılan Hristiyan bir ergeni işleyen, korku komedi türünde bir film Teeth. Dawn libidosu yüksek, pespaye üvey abisi tarafından ve destek grubu üyelerinin bazıları tarafından baştan çıkarılan bir kız. Biri tarafından tecavüze uğradığında vücudu tepki veriyor, adamın genital bölgesine zarar verip onu öldürüyor.

Film boyunca Dawn cinselliğini ve farklılığını kabul eder ve sevdiği biri ile cinsel ilişkiye girerse dişlerin sakinleştiğini fark eder. Daha sonra bu dişleri, daha önce ona zarar veren insanlar üzerinde kullanır.

19. A Dangerous Method

(2011, Yön. David Cronenberg)

19-A-Dangerous-Method-sinematopya

A Dangereous Method, Carl Jung (Michael Fassbender) ve cinsellik üzerine kafa yoran bir başka psikolog Sabine Spielrein’ın (Kiera Knightley) hikâyesini anlatıyor. Sabine cinsel olarak bastırılmış ve mazoşisttir, Jung’a bir hasta olarak gitmiştir. Freud’un teorileri uygulanırken Jung, Sabina’ya âşık olur, kadının bastırılmış duygularıyla oynar, çocukken babasına ve genel olarak baba kavramına karşı olan cinsel isteklerini ortaya çıkartır.

Jung da bastırılmış bir karakterdir. Evli olmasına rağmen hastasıyla birlikte olma tabusunu yıkmaktan âdeta zevk alıyordur. Sabina’ya karşı olan güç ve kontrolü hoşuna gidiyordur. İnançları, çok eşliliği bastırmanın doğal olmadığına inanan başka bir hastasıysa konuşurken daha da güçlenir.

20. Paradise: Love

(2012, Yön. Ulrich Seidl)

20-paradise-love-sinematopya

Film, şişman, orta yaşlı, arzulanmayı isteyen, yalnızlığıyla boğuşan Avustralya’lı bir kadın hakkında. Terasa (Margarethe Tiesel) seks turizmi için Kenya’ya gider. Kendisiyle sevişecek bir adam bulur fakat bu yakınlaşmaya karşı şüpheleri onun hevesini kırmaktadır. Terasa ve arkadaşları hayal kırıklığına uğrarlar; bazıları kendi görünüşlerinden bazıları ile erkeklerle olan deneyimlerinden dolayı. Terasa seks için yapılanlardan ve vücudu yüzünden yaşadığı güvensizlikten dolayı kendini kısıtlar.

Film toplumsal cinsiyet algısının tersyüz edilmesi açısından önemli bir eser. Çünkü seks endüstrisi gibi konuları işleyen filmlerin aksine burada erkekler duygusal manipülasyonlar kullanarak kadınları baştan çıkarmaya çalışıyor. Kadının cinselliği sadece görünüş olarak değil psikolojik olarak da etki altında, bu yüzden adamlar ona duymak istedikleri şeyi veriyor. Öte yandan kadın, onu fiziksel olarak sevmelerini, öpmelerini ve gözlerine, kalbine dokunmalarını isteyecek kadar çaresiz.

Erkeklere yaklaşmadaki öz güveni giderek artarken erkekler istediğini vermediği için kadının kızgınlığı ve üzgünlüğü aynı oranda artıyor. Teresa ve arkadaşları kiraladıkları striptizciyi baştan çıkaramayınca işler kaldıramayacakları bir hale dönüyor.

En İyi 10 Erotik Film Dosyasını Okumak İçin Tıklayın


Kaynak
Reklamlar