2008 yılında yaptığı Gomorra ile uluslar arası arenada büyük ses getiren (ve Altın Küre’ye aday olan) İtalyan yönetmen Matteo Garrone’nin Cannes’da yarışan, kendisine de ikinci kez Büyük Jüri Ödülü’nü kazandıran son filmi Reality, !f 2013 kapsamında izleme fırsatı bulduğumuz başarılı filmlerden biri. Orta-fakir bir İtalyan aile babası olan Luciano’nun Biri Bizi Gözetliyor yarışmasına katılmak için yaptığı fedakârlıklar sonrasında gerçekle olan bağının kopmasını izlediğimiz film gerçekçi senaryosu, harikulade müzikleri ve güzel oyuncu performanslarıyla yönetmenin filmografisine adını altın harflerle yazdırıyor.

Bir yandan illegal yollarla alım satım yaparak para kazanırken öte yandan balık tezgahtarlığı yapan Luciano, küçük çocuklarının hevesini kırmayarak BBG yarışmasına başvurur. İlk elemeyi geçen bu orta yaşlı adam, ikinci mülakattan kendinden oldukça emin şekilde ayrılır. Yarışmada yer alacağına artık kesin gözüyle bakıyordur ve bunun için de pek çok şeyi feda etmeye hazırdır. Önce kameralar karşısına geçeceği evini daha gösterişli kılmak adına balıkçı dükkanını satar, ardından kendisinin ne kadar iyi bir insan olduğunu gizlice ölçmek için etrafında dolaştığını düşündüğü televizyonculara bir şeyler kanıtlamak adına evindeki eşyaları fakirlere dağıtmaya başlar. Gün geçtikçe ve yarışma yaklaştıkça heyecanı artar; fakat bu heyecan onun davranışlarında ve kişiliğinde bir takım değişiklikler meydana getirir. Çevresindeki insanları ve ailesini yavaş yavaş karşısına almaya başlamıştır artık. Bu popüler kültür ve televizyonculuk numarası olan yarışma Luciano’nun için aklını oynatmasına sebep olacak kadar takıntı haline getirilmiştir. Yarışmaya katılma hakkı kazanamadığı halde bu obsesyonu devam eder; artık elinde ne kaldığından kendisinin dahi haberi yoktur.

Masalsı bir hava yaratılan Reality, aslında ismiyle seyirciye film hakkında ipuçları verirken bir yandan da bazı gerçekleri yüzümüze vurmakta. BBG gibi popüler kültürün bir zamanlar beslenme kaynağı olmuş (ve anlaşılan dünyanın bir takım yerlerinde hala aynı çizgisinde) programlara verilen bu isim Garrone’nin filminde, basit yaşantıların rüyalardan tam olarak sıyrılmadan fakat gerçeklik çerçevesinde hareket etmesi gerektiği şeklinde kolay bir anlam taşıyor. Napoli’nin bir kenar mahallesinde geçen öykünün tahmin edilebilir gidişatı biraz klişe gibi dursa da yönetmenin ince işleyişinde tam bir sanat eserine dönüşüyor. Bu ironik hikayeyi fazla dallandırmadan, hatta bir takım klişelerin el verdiği kadarıyla beyazperdeye uyarlayan Garrone, aynı Danny Boyle’un Slumdog Millionaire’inde yaptığı gibi en az karakterlerin yaşantıları kadar sade bir biçimde ele alıyor.

Ödüllü yönetmen, filmin açılış sekansıyla birlikte gösterişli bir yapım izlettireceğinin sinyallerini de veriyor. Fakat Reality’nin bu gösterişi abartılı oyunculuklar ya da iddialı teknik yönleriyle değil de senaryosundan aldığı güçten geliyor. Panning (hareketli kamera) yönteminin sıkça kullanıldığı filmin bu özelliği, akıcılığında ve seyirciyi ayakta tutmasında önemli bir noktayı teşkil ediyor. Öykü ve kameranın uyumlu atmosferine eşlik eden müzikler ise Alexandre Desplat gibi bir efsanenin dokunuşlarıyla filmi büyüleyici kılma yolunda önemli bir viraja işaret ediyor.

Senaryo: 4,1
Teknik: 4,8
Oyunculuklar: 4,0
Müzik: 4,0
Yönetmen: 4,3

Sonuç: Sonuç olarak kendini sevdirme konusunda sıkıntı çekmeyen ve profesyonelce işlenmiş olan Reality; popülizm, şöhret basamakları, televizyon denen kutu ve tüm bunların bünyede yarattığı şüpheciliğin insan aklıyla nasıl oynayabildiğini ve hezeyanların trajikomik yansımalarını puslu bir mizaha yedirilmiş biçimde önümüze koyuyor. Hiç şüphe yok ki sezonun en iyilerinden olmaya aday.

Reklamlar