KÜNYE
Film Adı: Deadly Is the Female / Gun Crazy
Yapım Yılı: 1950
Tür: Suç, Dram, Kara Film
Süre: 86 dk
Yönetmen: Joseph H. Lewis
Oyuncular: John Dall, Peggy Cummins, Berry Kroeger, Morris Carnovsky, Anabel Shaw, Harry Lewis
ÖZETÇocukluğundan beri silahlara karşı aşırı bir tutkusu olan Barton Tare, bu yüzden ıslahevinde büyümek zorunda kalmıştır. Dışarı çıktığında bir sirkte silahla gösteri yapan Annie Laurie Starr’a aşık olan Barton, sevdiği kadının para hırsını tatmin edebilmek için silahını farklı şekilde kullanmaya mecbur kalacaktır.

Bonnie Parker ve Clyde Barrow’un hikayesini sinema seyircileri daha çok Arthur Penn’in 1967 yapımı Bonnie and Clyde filmiyle tanıyor olsa da Hollywood’dan çıkma eli yüzü düzgün başka bir uyarlama daha vardır iki suçlunun öyküsünü anlatan: 1950’de tamamlanan Deadly Is the Female daha bilinen ve uygun adıyla Gun Crazy. Tabii gerçek olaylara sadıklık konusunda Arthur Penn’in filmi ile kıyaslandığında çok uzak bir noktaya düşüyor. Önümüzdeki film, oldukça serbest bir uyarlama olarak kabul edilmeli. Zira ikilinin birbirlerine duydukları sevgiden başka esas hikaye ile olan benzerlikler oldukça kısıtlı.

Öncelikle kara filmlerle ayrı düşünülemeyen femme-fatale tiplemesini hikayeye dahil etmek için Bonnie Parker’ın suça teşvik edici rolünü üstlendiğini görüyoruz. Clyde Barrow ise, kadının ve aşkın tuzağına düşen masum erkek motifinin göstergesi oluyor. Sorun şu ki, aslında gerçekler tam tersiydi. Clyde’ın daha önceden kabarık sayılacak bir suç geçmişi vardı ve yaygın bir inanışa göre de Bonnie sonradan ona katılıyor ve suçuna ortak oluyordu. Deadly Is the Female, belki bu açıdan bakıldığında kadın düşmanı bir film olarak değerlendirilebilir ancak filmin bu tercihi o dönemde popüler olan bir akıma ayak uydurma çabasıydı yalnızca. İçinde femme-fatale olmayan kara filmlerin eksik olduğu düşünülüyordu. Zaten buradaki femme-fatale tiplemesi bir noktada diğer örneklerden de ayrılıyordu. Erkeği çıkarı için kullanan, güvenilmez bir kadın yerine, erkeğini gönülden seven ve onu da kendisine benzeten bir kadın olarak temsil edilmişti Bonnie.

Bu ikilinin bu denli popüler olmasında işledikleri suçların yanı sıra Amerika’da yaşanan Büyük Buhran’ın travmatik sonuçlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaları etkiliydi. Filmde aynı biçimde sadece iyi bir hayat yaşamak isteyen, ancak gitgide kötü bir hal alan ekonomik bunalım içerisinden çıkış yolunun ancak hızlı ve kolay yöntemler olduğunu gören iki aşık görürüz. Onların eylemleri, bir suçlu olmaktan ziyade kurban olduklarını düşünmemizi sağlar. Arthur Penn’in filminde ikilinin işledikleri suçlar zeki bir kararla popüler olma arzusunun üzerine inşa ediliyordu. Bu noktada da iki film arasında ideolojik olarak ayrılık söz konusu. Deadly is the Female, çekildiği dönemine daha uygun düşen “zengin olma” hırsını karakterlerin motivasyonu olarak sunuyor. İşin aslı, filmlerin çekildikleri zaman aralıkları göz önüne alınacak olursa her iki tercihin de yerinde olduğunu söylemek gerekir. Her iki film de zamanın ruhunu eleştirel bir bakış açısıyla yakalamayı başarır.

gun-crazy-1950-sinemahzen

Öte yandan yoksulluk, ekonomik istismar ve hırsı anlatan bir film nasıl olur da umut vaat edebilir tam olarak açıklamak mümkün değil ancak bu karamsar film, seyirciye insanın içindeki cenneti keşfettiriyor ardından da onu cennetten kovuyor gibidir. Yani bir noktada kurtuluş öyküsü, öte yandan dibe çöküş… Biraz da nasıl görmek istediğinizle alakalı.Deadly is the Female’in unutması zor o doruk sahnesi yaklaşmak üzereyken tüm kadrajı kaplayan sisler Barton’ın kafa karmaşıklığının somut bir göstergesi gibidir. Aynı zamanda suç ve masumiyet arasında vicdanen sıkışıp kalmış karakterin kararsızlığını, her iki kavramın muğlaklığını sıra dışı bir biçimde vurgular. Sislerle kaplı bu alanda kimin kime ateş edeceğinin bilinememesi ve görüş mesafesinin kısalması yanlış hamleler yapmalarına sebep olması, aslında her iki karakterin içerisinde yaşadıkları “maddi ideallerle dolu dünyada” yanlış kararlar almalarına benzer. Nitekim aldıkları kararların sonucunda onları bekleyen mutlak talih; bir cezalandırma değil arınma, özgürleşmedir. Cezalandırma, toplumun kendilerine dayattığı zengin olma gerekliliğidir. Bitmek bilmeyen kaçışları ve asla tatmin olamayışları göz önüne alındığında bu şekilde de kabul edilebilir onların sonu gayet tabii.

Yadırganmaya hayli açık olan bu sonda filmin ahlakçı tutumu belki de eleştirilebilir. Zaten kurban olarak sunulan iki sevgilinin sonu, belki Barton’ın aldığı anlık bir kararla sistem övgüsüne dönüşebilir. Ancak unutulmamalıdır ki o da sözde doğru ve ahlaklı bir karar almasına karşın sevgilisiyle aynı kaderi paylaşır. Yani suçlu da suçsuz da olsa çarpık adalet sisteminde Annie ile aynı muameleyi görür. Bu muamelenin can sıkıcı olmasında sirk gibi çok farklı bir mekanda başlayan ikilinin ilişkisinin kanun kaçaklığına dek uzun bir süreçten geçmesi etkili olur. Gerçekten de filmin başladığı yer ile bittiği yer arasında hafife alınmayacak bir değişim süreci vardır. Dolayısıyla zamanın getirdiği tüm örüntülere şahit olan izleyici ile karakterler arasında daha özel bir ilişki kurulur. Üstelik bu ilişki, olay örgüsünün gelişim hızıyla sınırla değildir. Örneğin, filmin en meşhur sahnelerinden birinde arabanın arkasına koyulmuş kamera izleyicinin görüş açısı olarak kabul edilir. Sahnede hiçbir kesmenin olmaması biraz sonra gerçekleşen soyguna adeta seyircinin de dahil olmasına sebep olur. Seyirci sanki iki sevgili ile birlikte arabadadır ve olanları bir filmin kamerasından değil de olay mekanından gözetliyor gibidir.

Önce ikili, uzun uzun gerçekleştirecekleri soygunla ilgili konuşurlar, soyacakları mekanın önünde park edecek yer bulup bulamayacakları endişesini taşırlar. Konuşmaya dahil olamasak da bunların hepsini birinci kulaktan dinleriz. Mekanın önüne gelindiğinde araba durur, Barton, arabayı terk eder. Biz Annie ile birlikte onu izleriz kapının ardından. Konumumuz asla değişmez. Seyirci değilizdir çünkü, doğrudan suça ortağızdır. O arka koltukta oturuyoruzdur. Zamansız yere ortaya çıkan polisle Annie ilgilenmeye çalışırken biz kafamızı cama doğru uzatıp oturduğumuz yerden izlemeye devam ederiz ve gizli gizli enselenmemeyi umarız. İşi başarıyla halledip olay yerinden kaçarken Barton, Annie’ye arkaya doğru bakmasını ve kendilerini takip eden birilerinin olup olmadığını kontrol etmesini söyler. Annie, seyirciye doğru bakar ve gülümseyerek “Yok,” der. O an seyirci adeta birilerini dikizlerken yakalanmış gibi hisseder. Tek bir çekimde, hiç kesme kullanılmadan tamamlanan, sinema tarihinin bu en başarılı ve gerçekçi soygun sekansı kameraya alınırken kimsenin çekim yapıldığından haberi olmaması ve bu ana şahit olanların olayı gerçek sanması da eğlenceli bir ayrıntıdır. Film, hem seyircisini gerçek bir soygun izlediğine inandırır hem de çekim esnasında olaylara şahit olanları. Fakat bu sekansın başarısı sadece tek bir çekimde tamamlanması değildir. Kameranın konumu ve hareketleri de bir o kadar önemlidir. Karakterleri önden görüntüye alan bir kamera yerleşimi gibi seyircinin fiziksel olarak bulunamayacağı bir yerin tercih edilmesi asla aynı sonucu elde etmeye yetmezdi!

KRİTİK

Belki unutulmaz olarak tabir edilmek için fazla sıradan bir film Deadly is the Female. Ya da izlediğinizde üzerinizde filmin bıraktığı etki yeterince ağır değil. Fakat yukarıda bahsedilen zekice soygun sekansı bile türe ilgi duysun duymasın herkes tarafından bir kez görülmeyi hak ediyor.

Reklamlar