1960’lardan itibaren artık renkli film çekmek bir tercih olmaktan çıkıp yavaş yavaş bir gereklilik halini almaya başlamıştı ama Dino Risi, siyah beyaz renk tercihiyle ve filme konu olarak seçtiği mekanlarla ölmüş bir akımı, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ni, diriltme gayretinde gibiydi. Bu haliyle Il Sorpasso (Gamsız Hayat), daha sonra gelecek olan yol filmlerinin de estetik anlamda öncülü oldu. Çünkü kendinden önceki yol filmleri genellikle büyük stüdyolar tarafından çekiliyordu ve bu yapay durum filmlerin her karesine sirayet ediyordu. Buna karşın Dino Risi’nin filmi bütünüyle doğal mekanlarda geçen çekimlerden oluştuğundan ötürü bir yol filminde elde edilmesi gereken özgürlük duyusunu rahatlıkla gün yüzüne çıkartabilecek nitelikteydi.

Pek çoklarınca yönetmenin en iyi filmi olan Il Sorpasso, doğal mekan tercihleriyle olduğu kadar karakterleriyle de konuşulmayı hak ediyor. Her ne kadar türün bir klişesi olsa da Dino Risi’nin birbirine zıt iki karakteri ana akım sinemasında gördüklerimizden farklıdır. Çünkü değişmeye son derece meyilli karakterlerin aksine bu filmdeki karakterlerin kimlikleri bariz bir biçimde tutucudur. Eften püften bir gelişme sonrasında bambaşka biri olup çıkan karakterler yerine üzerlerine yapışan kişilik özelliklerinden ötürü ikili ilişkilerde hata yapan insanlar yer alır Dino Risi’nin filminde. Hatta insanın tabiatına bağlı kalışından, değişememesinden dolayı bir acı çekiş vardır filmde.

Evet, eğlenceli maskesinin altında sancılı bir karakter filmidir aslında bu! Anı yaşayan, kafasına hiçbir şeyi takmayan ve hayata karşı alaycı bir tavır geliştiren vurdumduymaz Bruno (Vittorio Gassman) bile yaşantısından memnun bir adam değildir. Yollar ve arabası zaten ona kim olduğunu hatırlatmaması için vardır. Ne zaman bir yerlerde sıkışıp kalsa o zaman problemleri yavaş yavaş meydana çıkmaya başlar. Yollar onun için adeta bir mutsuzluk kesici haptır. Roberto(Jean-Louis Trintignant) ise zaten nereye giderse gitsin kendini bulunduğu yere ait hissedemeyen , insanlarla kolay kolay ilişki kuramayan, sıkılgan ve kendini mutsuz olmaya şartlandırmış bir genç görünümü çizer.

il sorpasso 1962

Fakat Il Sorpasso, gösterdikleri kadar ima ettikleriyle de koyu bir göstergeler bütünüdür. Utangaç bir delikanlı ile girişken bir adamın hikayesinin ardında film; eşcinsel kimliğin keşfi, inkarı ve nihayet kabullenilişi şeklindeki aşamalara dayanmış basit bir yan anlama sahiptir. Çıkılan yolculuk esasen Roberto’nun bastırılmış eşcinsel kimliğini anlatmak için kullanılmış zekice bir metafordur. Film bu konuda tıpkı Suddenly, Last Summer (Bir Yaz Macerası) gibi, hatta belki ondan daha fazla oto sansür uygulasa da aslında sinema tarihinde eşcinselliğin anlatıldığı ilk filmlerden biridir. Ve Dino Risi, bu ideolojik fikri daha ilk sahneden itibaren bilinçli olarak filmine enjekte eder.

Yönetmen, ilk önce kamerasını İtalya’nın ölü sokaklarında gezdirir. Bruno’yu arabasını delice sürerken ve bir yandan da telefon ararken görürüz. Ancak burada neredeyse sürrealist bir filmden fırlamış gibidir sokaklar. Yaşama dair gerçekten hiçbir şey yoktur şehirde. Dükkanlar kapalı, sokaklar kimsesiz… Şehrin bu şekilde tasvir edilmesi ile biraz sonra tanışacağımız Roberto’nun iç dünyası arasında yadsınamayacak bir koşulluk vardır. Hukuk öğrencisi olan Roberto’nun sürdüğü tatsız yaşamın, içindeki boşluğun en somut hali gibidir dış dünya. Her ikisinde de yaşam belirtisi yoktur. Şehrin içerisindeki tek yaşam belirtisi Bruno’dur ve aynı anda Roberto’nun içerisindeki bastırılamayan cinsel kimlik de odur! Telefon arayışıysa, onun Roberto ile iletişime geçme arzusunun sonucudur.

Roberto, Bruno’yu evine davet ederek ve onunla yolculuğa çıkarak iletişim çağrısına karşılık vermiş olur. Yani Roberto için farkındalık süreci işlemeye başlar, bu andan itibaren bastırdığı cinsel kimliğin ayırdındadır. Ancak yolculuğun ilk aşamasından başlamak üzere bu yaptığının doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu sorgulayp duracaktır. Çünkü Roberto, tıpkı okuduğu okulu seçmesinde kendi iradesinden ziyade toplumun baskısı etkili olduğu gibi aynı baskıyı heteroseksüel olmak konusunda da duymaktadır. Roberto, toplumun kendisinden beklediği  kişi olmak ile kendisi olmak arasında sıkışıp kalmıştır. Zaten Bruno ile yolculuğa çıktığında bariz bir biçimde insanlar tarafından dışlanırlar. Yönetmen iki ana karakteri ile filmdeki diğer insanlar arasına set çekmiş gibidir. Birey ile toplum arasındaki uçurum sadece öyküsel olarak değil, yönetmenin özenli kadrajlarında da sezinlenir.

il sorpasso 1962 4

Roberto, eşcinsel kimliğinin farkında olduktan sonra bunu kendince inkar etme yollarına başvurur. Bunun için yolda gördükleri yaşlı bir adamı ısrarla arabaya almak ister ve onu Bruno ile kendi arasına oturtarak aralarına mesafe koyar. Ve böylelikle ihtimal dahilinde olan yakınlaşmanın önüne geçmeye çalışır. Yolda uğradıkları bir lokantada Bruno kadınlar tuvaletine, Roberto ise erkekler tuvaletine girer. Bu tuvalet sahnesi Roberto’nun eşcinselliğini inkar etme gayretinin en somut halidir. Ne var ki, toplumun kendisinden beklediği erkek rolünü oynamak maksadıyla girdiği erkekler tuvaletinde kilitli kalır. Erkek kimliğine hapsolup kalışı onun için oldukça rahatsız edicidir. Kendisini heteroseksüellikten kurtarıp dışarı attığında diğer insanlara karşı çoktan rezil olmuştur. Bu sahne ne kadar uğraşırsa uğraşsın Roberto’nun heteroseksüel kimliğine uyum sağlayamadığını gösterir.

İnkarın yerini , yavaş yavaş kabulleniş alır. Bu da filmde Roberto’nun çocukluğunun geçtiği eve ziyaret yapılmasıyla anlatılır. Bu sekanslar yalnızca bir ev ziyareti değildir. Roberto, o görkemli ama harabeyi andıran malikanede gerçekler tarafından kuşatılmış gibidir. Bu ev ruhunun farklı bir yansımasını keşfetmesini sağlar. Burada okuduğu bölümün yanlış olduğunu anlar, ailesi hakkındaki -aslında gözünün önünde olan- çeşitli sırları keşfeder, kendisini büyüten adamın eşcinsel olduğunu görür.

Böylelikle gerçekleri inkar etme saplantısından kurtulan Roberto’yu evden ayrıldıktan sonra ilk defa yaptığı şeyden, bulunduğu yerden keyif alırken görürüz. Bu durum Bruno’nun bile dikkatini çeker. Roberto gerçekten de ilk defa mutluymuş gibi gözükür. Sonra hava kararmaya başlarken bir yol ayrımına gelirler. Bu yol ayrımı öykünün en mühim noktasıdır belki de. Bruno, Roberto’ya hangi yöne gitmeleri gerektiğini sorar. Halbuki tüm yolculuk boyunca Bruno, Roberto’nun rızasına pek de aldırış etmeden onu peşi sıra sürüklemiştir. Roberto’nun burada tam bir iradeyle olmasa da yaptığı tercih eşcinselliğin inkarı ya da kabullenilişi şeklindedir. Halinden mutlu görünen Roberto’nun tercihi açık bir biçimde kendini inkar etmek değil kabullenmektir.

il sorpasso 1962 3

Ne ki, bu durum uzun sürmez. Evet, Roberto iç huzura kavuşmuştur fakat mutlu olmak için dış etkenleri, yani toplumu da göz önünde bulundurmak gerekir. Nitekim Roberto’nun seçiminden hemen sonra girdikleri yolda başka bir araç önlerini keser. Böyle başlayan tehlikeli fakat kısa yarış sekansı, toplumun bireylerin hayatlarına yaptığı istilayı anımsatır. Roberto, aldığı kararın bedelini ödemekle mükelleftir. Çünkü bu haliyle sürekli onu rahatsız edecek, mutluluğunu tehdit edecek durumlarla karşılaşacaktır. Dino Risi, filminde mutluluğun kolay elde edilebilir bir şey olmadığını, özellikle bir eşcinsel iseniz imkansız olduğunu iddia eder. Zaten öykünün sonunda Roberto’yu tam bir teslimiyet içinde gördükten sonra tehlikeli ve uzun bir yarış sekansı daha vuku bulur. Bu yarışın sonucu da yönetmenin karamsar iddiasının en somut örneğidir.

Reklamlar