Sinemaya dair en can sıkıcı konu bir anlamda sinema zevkimizi belirleyen trendlerdir. Sadece sinemaya has olmamakla birlikte herhangi bir sanat dalında oluşan trendler pek çok iyi eserin unutulmasına sebep olurken, sanatın tektipleşmesinde de rol oynarlar. Bu beğeni akımının bazı filmlerin gereğinden fazla itibar görmesine sebep olması problem değil pek tabii. Sorun çıkartan nokta, film kalitesindeki düşüşlerde parmağının olmasıdır. Bunun yanı sıra her abartılmış olarak tanımlanan film “kötü film” anlamına gelmemektedir. Bazıları gerçekten kötü iken, bazıları gereğinden fazla övgü almış olmasına rağmen iyi filmlerdir. Listeyi hazırlarken tamamen kişisel gözlem ve deneyimlere dayanıldığını incelerken fark edeceksiniz. Zaten “abartı” denilen öznel bir konuda genelgeçer bir doğruluk elde etmek imkansızdır. Son olarak listede Türk filmlerini dışarıda bırakmayı tercih ettiğimizi de belirtelim, aksi halde film sayısı ikiye, üçe katlanabilirdi rahatlıkla. Ve siz de burada bahsi geçmesi gereken bir film olduğu halde anılmadığını düşünüyorsanız fikrinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

  1. Star Wars: Episode VI – Return of the Jedi (Yıldız Savaşları: Bölüm VI – Jedi’ın Dönüşü, 1983)

Return of the Jedi_sinemahzenKabul edin “The Empire Strikes Back” ne kadar iyi bir filmse “Return of the Jedi” da o derece ciddiyetten ve özgünlükten yoksun bir film. Dağınık konusu affedilse bile Ewok denilen cüce yaratıklar filmin atmosferinden kendinizi tecrit etmenize ve bir çocuk filmi izliyormuş hissine kapılmanıza fazlasıyla yetecektir. Karanlık bir serinin kalitesini yitirmeye başladığı yer olan bu filmden sonra Jar Jar Binks’le tanışmak zaten pek de sürpriz olmamıştı. Tüm bunlara rağmen iyi bir seyirlik olan Star Wars: Episode VI – Return of the Jedi, yalnızca ilk iki filmle aynı derecede itibar görmeyi hak etmiyor.

  1. Grease (1978)

grease_sinemahzenEski moda müzikallerdeki tiplemeler her zaman sevilmesi zor olmuştur. Ama daha da zor olan bir şey var ki o da 50’lerin stereotip ergenlerinin başrolde olduğu bir müzikale tahammül etmek! Gerçekten o dönemde genç olup, filmdeki karakterlerin yaşam tarzını tecrübe etmediyseniz muhtemelen hiçbir anlam ifade etmeyecektir size Grease. Neredeyse konusuz olan bu filmin şarkıları tahammül edilebilir olsa da koreografileri tam bir tembel işi. Bunun üzerine bir de tanıdık bir aşk hikayesi ekleyin… Kulağa ne kadar kötü geliyorsa o kadar kötü bir müzikal Grease.

  1. Top Gun (1986)

top-gun_sinemahzenTop Gun’ın müziği kadar önemli başka bir özelliği daha var: Zamana karşı meydan okuyamayışı. Çekildiği dönemde genel anlamda seyirciler tarafından kabul görmüş olsa da filmi yirmi – otuz yıl sonra izleyenlerin aynı hisleri paylaşabilmesi oldukça zordur. Belki Top Gun, arkadaşlarınızla oturup saçma yönlerini bulup kendi aranızda eğlenebileceğiniz bir film olabilir. Fakat buna rağmen eğlenme kısmının garantisini vermek halen pek mümkün değil.

  1. Broken Flowers (Kırık Çiçekler, 2005)

broken-flowers-sinemahzenJim Jarmusch’un kendine sadık hayran kitlesi muhtemelen onu daha özensiz filmler yapmaya itiyor. Baksanıza, Bill Murray’in oradan buraya gidişini, sıradan eylemlerini, amacı ya da anlamı olmayan diyaloglarını bile bağrına basacak çok sayıda insan var. Fakat daha önce varlığından bihaber olduğu çocuğunu arayan bir babanın iç karartıcı ve ruhsuz öyküsü zaten beklendiği üzere hiçbir şekilde ilerlemiyor. Geriye kalan ise günlük eylemlerle dolu neredeyse rastgele kameraya alınmış görüntülerin kolajından farklı değil.

  1. Scarface (Yaralı Yüz, 1983)

Scarface4-sinemahzenKötü diyalogları olan, buram buram maçoluk kokan, estetik anlayışı zayıf bir filmin en iyi ihtimalle kalbur üstü bir yapım olmasını bekleyebilirsiniz. Normal olan budur. Böyle bir filmin, kült ve hatta klasik mertebesine ulaşabilmesi ise ortada yanlış olan bir şeylerin olduğunu gösterir. Biz tam olarak bu yanlışın ne olduğunu bulup çıkartamasak da filmin dokunulmazlık özelliği kazanmasında Al Pacino ve Brian de Palma isimlerinin parmağının olduğunu tahmin etmek zor değil. Her ne kadar kötü bir film olmasa da basmakalıp ve sığ bir gangster öyküsü olarak tanımlamak da yanlış olmayacaktır Scarface’i!

  1. Friday the 13th (13. Cuma, 1980)

friday the 13th-sinemahzenJason, kült bir korku filmi kahramanı. Her ne kadar Freddy ile rakip olamasa da hakkını vermek gerekiyor, ancak bu kült karakterin neredeyse kendisiyle hiç alakasız bir filmden ortaya çıkması ilgi çekici. Sadece ihmal sonucu ölmüş bir çocuk olarak Jason’ın bahsi geçer filmde. Ki zaten teknik olarak Jason ile ilişkilendirilmesi bile yanlıştır filmin. Friday the 13th; tekdüze, yaratıcılıktan yoksun cinayetlerin işlendiği sıkıcı bir film olarak nasıl uzun soluklu bir seriye dönüşebildi anlamak güç. Zira devam filmleri çoğu zaman çıkış noktasından daha başarılıydı. Belki de bunun sebebi o filmlerde Jason mitinin vücut olarak bulunmasıydı. Psycho’dan yoğun biçimde etkilenmiş Friday the 13th, ilgi çekici ve popüler bir katil yaratan, görece başarılı filmlerin başarısız öncüsü olarak sinema tarihinde gerçekten de ilginç bir yerde duruyor.

  1. Mary Poppins (1964)

Mary-Poppins-sinemahzenMary Poppins’i sevebilmek için ya iflah olmaz derecede müzikal tutkunu olmanız ya da yaşınızın çok küçük olması gerekiyor. Bu iki kategoriden birine giriyor olsanız bile, son derece uzun olan şarkı ve dans sekansları sevimli görünmesine karşın bezdirici gelebilir. Peri masallarından fırlamışçasına iyimser ve iyilik konusunda birbirleriyle yarışan karakterler bir yana filmdeki neşe unsuru o kadar yoğun ki bir yetişkin olarak dengenizi bozacak kadar etkili. Genel bir kanının aksine Mary Poppins, herkesin beğenme konusunda hemfikir olduğu bir film değil. Adını duyunca kaçan insanların sayısı hiç de azımsanacak gibi değil inanın. Ve bunun nedenini anlamak o kadar da zor olmasa gerek.

  1. The Blair Witch Project (Blair Cadısı, 1999)

The_Blair_Witch_Project_1080_1-sinemahzenBu şehir efsanesi halini alan filmi, günümüzde izleyip de tek bir etkileyici yanını söyleyebilecek olan var mı? Belki evet doruk sahnesi bir nebze ürkütücü kabul edilebilir ancak geri kalan film, işkence çektirerek öldürmek isteyeceğiniz üç karakterin aptallıklarına şahit olmak ve tahammül etmekten başka bir şey değil. Ormanda kaybolan insanların hayatta kalma mücadelerinden ziyade Biri Bizi Gözetliyor tarzı sataşmalarla dolu olan The Blair Witch Project, sadece bu sebeple bile sinir bozucu olarak anılmayı hak ediyor! Kaldı ki buna ancak “tavuklar diyarında” korku filmi denilebilir.

  1. Borat: Cultural Learnings of America for Make Benefit Glorious Nation of Kazakhstan (Borat: Şanlı Kazakistan Milletinin Çıkarlarını Arttırmak İçin Amerikan Kültürünün İncelenmesi, 2006)

borat2-sinemahzenBorat, gerçekten de ilginç bir örnek. Çünkü genelde filmler, seyirci kitlesi tarafından abartılırlar. Elimizdeki örnekte durum tam tersi. Seyircinin pek sevmeyip, eleştirmenlerin övgüye boğduğu bir film Borat. “Ne var bunda?” diye sorabilirsiniz. Çoğu zaman eleştirmenler ve seyirciler ortak noktada buluşamazlar ne de olsa. Sorun şu ki, Recep İvedik’ten mide bulandırıcılık konusunda fazlası olup eksiği olmayan, tuvalet mizahından başka bir şey yapamayan ve dibine kadar ırkçı olan bu filmin takdir edilmesi en başta sanata olan büyük bir saygısızlıktır. Demek ki Recep İvedik de uluslararası arenada boy göstermiş olsa o da büyük övgüler alacak.

  1. The Notebook (Not Defteri, 2004)

Título: El Diario De NoaBirbirine aşık olan iki genç. Kız, üst sınıfa ait bir aileden gelirken, oğlan fakir bir aileden gelmektedir. Kızın ailesi bu ilişkiden haberdar olunca derhal karşı çıkar ve hatta kızı uzak bir yerde okumaya göndermek suretiyle iki sevgiliyi ayırır. Açıkçası The Notebook’un buraya kadar olan hikayesi göz önüne alındığında neden kötü bir film olduğunu açıklamaya gerek bile kalmıyor. Kutsal kitapların hikayelerinden bile daha eski olan bu konu demek ki bir not defterinden okununca ortaya güzel bir film çıkabiliyormuş(!).

  1. Doctor Zhivago (Doktor Jivago, 1965)

Doctor_Zhivago-Yuri_Zhivago_and_Lara-sinemahzenZamanında filmin yönetmenini hayatına küstürecek kadar kötü eleştiriler almışken geçen yıllar boyunca ne oldu daDoctor Zhivago, yeniden klasik bir film olarak anılmaya başladı? İnanın bir fikrimiz yok. Tek bildiğimiz; Doctor Zhivago’nun uzun, bütünlüksüz ve sevimsiz karakterlerin idealleriyle dolu bir film olduğu. Uzun süresine rağmen adam akıllı bir karakter gelişimi ortaya koyamamış olması bir yana, yönetmenin ruhsuz kamerası bile izlediğiniz görüntülerde bir problem olduğunu hissetmenize yetiyordu. Abartılmış bir yönetmen olarak David Lean’in Doctor Zhivago’sunu izlediğinizde diğer destansı ve uzun filmlerinin o kadar da kötü olmadığına kanaat getirebilirsiniz.

  1. Titanic (Titanik, 1997)

titanic-sinemahzenBazı filmler vardır, ilk izlediğinizde sizi büyük oranda etkiler ve izlediğinizin iyi bir film olduğuna ikna eder sizi. Fakat üzerinden zaman geçtikçe kendi kendinize o kadar da iyi olmadığını söylemeye başlarsınız. Yıllar sonra bu düşüncenizin ne denli doğru olduğunu test etmek istediğinizde ise acı gerçekle yüzleşirsiniz. Hatta kendi kendinize sorarsınız “Nasıl olmuş da ben böyle bir saçmalığı beğenmişim?” diye. İşin aslı bu konudaki en büyük hileci filmlerden birisidir Titanic. Bir Brezilya dizisinden aşırılmış aşk öyküsünden başka bir şey değil. Hani şu kötü adamın, esas oğlanın cebine elmas koyması ve onu hırsızlıkla suçlaması gibi şeylerden bahsediyorum. Bunlar belki de hala ekranlarda pembe dizilerin yayınlandığı 90’lı yıllarda pek de yadırganası gelmemişti ancak bugün bakıldığında neredeyse bir komedi filmi olarak bile izlenebilecek durumda.

  1. The Fall (Düşüş, 2006)

the fall_sinemahzenBelki bugün, The Fall’u eskisi kadar öven insanlara çok sık rastlayamazsınız ancak vakti zamanında eleştirilmesi neredeyse linç edilmenizle sonuçlanabilecek bir filmdi. Şaşaalı görsellerin altında, manipülatif ve basmakalıp bir öyküye sahipti The Fall. Kötü bir film demek belki büyük bir haksızlık olabilir ama sonuna kadar samimiyetten yoksun, seyircilerin duygularına oynayan bir filmdi neticede. Yine de zengin hayal gücü ile inşa edilmiş görselliğinin hakkını vermek gerekiyor. Zaten filmin tek iyi olduğu nokta da buydu. Babam ve Oğlum’un fantastik versiyonu gibiydi anlayacağınız.

  1. Avatar (2009)

avatar-sinemahzenAliens ve Terminatör filmlerini gözünüzde canlandırdığınızda aynı yönetmenin Avatar gibi, pazarlama başarısından başka hiçbir şeyi olmayan bir film ortaya koymuş olması gerçekten de büyük bir hayal kırıklığı. Filmin hikayesine ise değinmeye bile gerek yok, orijinallikten uzak olması bir yana “yoğun esinlenme” gibi suçlamalarla da karşılaşmıştı. Nasıl olur da önemli teknolojik bir gelişmede bulunurken bu kadar kötü bir hikaye seçilebilir? Avatar, tıpkı ilk sesli uzun metraj film olan The Jazz Singer gibi. Teknolojik girişimi zaman içinde unutulmasının önüne geçemeyecek ne yazık ki… Ah ve evet son olarak, o tasarımlara değinmeden sözü bitirmek olmaz. Sahi bu kocaman gözlü, kepçe kulaklı, Jar Jar Binks’ten hallice yaratıkların olduğu filmi kim ciddiye alabilir?

  1. 3 Idiots (3 Aptal, 2009)

3 idiots_sinemahzenHint filmleri dönem dönem oryantalist bakış açısıyla ödüllendirilirler hep. 3 Idiots da onlardan yalnızca biri. Biri fakat bu ödüllendirmeyi hiçbir surette hak etmeyen bir film. Yeşilçam komedilerini mumla aratan bu yapımın bu denli beğenilmesine itirazımız olamaz ancak kendi sinemamıza baktığımızda bile bu denli klişe, akla mantığa sığmayan tutarsızlık örneği göremiyoruz. Hal böyleyken kendi sinemamıza burun kıvırıp, bire bir aynısı olan başka bir filmi yüceltmek anlamsız değil mi?. Kaldı ki, Hint Sineması ile Türk Sineması arasındaki benzerlikler öteden beri var. Her iki ülke sineması da yenilikçi olmak yerine birbirlerinin fikirleriyle beslenmiştir. Türkiye’deki arabesk şarkıcı bulunduran filmlerin oluşturduğu furyada bile bu etkileşim söz konusu. Bu etkileşim belki geçmiş yıllar için bir nebze kabul edilebilir olsa da günümüzde aynı baştan savma sinema anlayışının alkışlanması yadırganmayı her halükarda hak ediyor!

  1. Close Encounters of the Third Kind (Üçüncü Türden Yakınlaşmalar, 1977)

Close-Encounters-of-the-Third-Kind-SinemahzenSinema tarihinin en tuhaf ve en deneysel bilim kurgu filmi olarak anılsa yeridir. Atmosferi ve görüntü yönetimiyle seyircide tuhaf bir etki bırakıyordu bırakmasına ancak filmde ciddi anlamda hiçbir şey olmuyordu. Close Encounters of the Third Kind, Spielberg’ün sinema seyircisine bir şakası olmalı. Yoksa ellerine geçen malzemelerle dağ inşa eden insanlar ve nota çalan uzaylılardan başka bir şey yok olay örgüsünde.  Minimalist bir bilim kurgu olamayacak kadar yaratıcılıktan uzak, gizemli bir film olamayacak kadar boş bir film. Sanki senaryoda bir gizem oluşturulmuş da sonu bir yere bağlanamamış, çekimleri yarım kalan bir film izlemiş gibi hisse kapılırsanız kendinizi yalnız hissetmeyin.

  1. The Artist (Artist, 2011)

THE_ARTIST_sinemahzenKarakteristik hiçbir özelliği olmayan sıradan bir siyah-beyaz ve sessiz film çekerek Oscar kazanabileceğinizi size 2010 senesinde söylesek muhtemelen bizimle dalga geçerdiniz. Şayet The Artist, Oscar ödülü alacak kadar iyi bir filmse şimdiye dek çekilmiş bütün sessiz filmlere de ödül verilmesi gerekiyor. Evet, The Artist, sessiz sinema dönemlerine gönderme yaparak o günleri yeniden yaşatmak gayretindeydi. Bunu yaparken sessiz sinemanın bütün biçimsel yapısını, şeklini layıkıyla kopya ediyordu fakat sessiz sinemanın ruhu yoktu onda. Akademi Ödülleri’nde yendiğiHugo’daki gibi sinema sevgisi ya da sinema büyüsü hak getire zaten. The Artist’in başarısı da tıpkı filmin kendisi gibi ikiyüzlü bir “saygı duruşu”ndan ibaretti. Onu en çok sevenler de doğal olarak sessiz sinemaya en uzak kişilerdi. Film, belli ki onlara sıra dışı, özgün ve yeni gelmişti. Bize soracak olursanız sinema tarihinin en tembel işlerindendi sadece.

  1. Into the Wild (Özgürlük Yolu, 2007)

into-the-wild-sinemahzenInto the Wild’ın isminin “Yeni Başlayanlar için Felsefe” olarak değiştirilmesi gerekiyor. Bu haliyle hiç değilse daha az sinir bozucu olmayı başarabilir. Into the Wild’ı izlemek amiyane tabirle şımarık ve zengin piçi bir delikanlının ergenliğe hapsolmuş kaprislerine katlanmaktan farksız değil. Bunu eğlenceli bir aktivite olarak görenlere saygımız var ama Chris McCandless’in ele avuca gelmeyen tripleri, iki buçuk saat süren bir filmde akıl sağlığınızı bozmaya ziyadesiyle yetebilir. Evet çoğumuz aynı hayalleri kurduk ve bizim yapamadığımız şeyi bir başkası yaparken izlemek de keyif vericiydi. Sorun, karakterlerin eylemleri ya da tercihleri değildi zaten; karakterin kendisi ve olabildiğince sığ dünya görüşüydü. Sonuçta Mandıra Filozofu da aynı şeyleri söylemiyor muydu, hem de aynı sığlıkla?  Emin olun Into the Wild’ı izleyeceğinize çocuk yapıp onun kaprisini çekmek daha akla yatkın bir iş olacaktır.

  1. Slumdog Millionaire (Milyoner, 2008)

slumdog-millionaire-sinemahzenBasit fikirler, içerisinde yaratıcılık ya da yeni bir bakış açısı barındırdığında değerli olabilir ancak. Cahil bir gencin sadece gündelik hayatta edindiği bilgilerle bir yarışma programını kazanması fikri, belki bir kısa film için elverişli olabilir ancak bu temayı uzun metraja yaymak pek de iyi bir fikir değil. Hele ki ilgi çekici bir olay örgüsü oluşturamıyorsanız. Yarışmaya katılan delikanlının tüm soruları bilmesinin gerekçeleri öylesine tekdüze ve ilgiden yoksun kurguyla resmediliyor ki; film, kendini tekrar eden, seyirciyi bezdiren bir yapıya bürünüyor. Filmin oryantalist üslubuna hiç değinmiyoruz bile…

  1. Interstellar (Yıldızlararası, 2014)

interstellar-movie-still-009-1500x1000Interstellar, hikayede kullanılan fizik kuramlarının yaratıcılarından daha fazla övüldü. Sanki karadelikleri, sicim teorisini, görelilik kuramını Interstellar ile keşfetmiştik. Bu, yeni bir devrimdi. Sinema tarihinde aydınlanma çağı. Interstellar, adeta bir devri kapatmıştı. Daha önce anlatılan konular hakkında hiçbir şey bilmediğimiz için büyülenmiştik ve filmi bir dahi işi kabul etmiştik. Dogma halini alan Interstellar’da karakter gelişimi ya da tutarlı karakter motivasyonu gibi iyi bir filmin olmazsa olmazlarından sayılan unsurların eksikliği; bu sebepten ötürü kimse tarafından dile getiril(e)medi. İşin özü baştan savma yazılmış bir öyküye tipik Nolan sürprizi eklemek, birkaç fizik kuramıyla seyircinin kafasını karıştırıp duygularını manipüle etmek girişiminden başka bir şey değildi Interstellar.

kaynak
Reklamlar