American History X:Geçmişin Gölgesinde Eleştiri

Filmin Yönetmeninin Biyografisi ve Filmografisi

Tony Kaye 8 Temmuz 1952 yılında Londrada doğmuştur.Yönetmen, görüntü yönetmeni, yağımcı, senarist, aktör, yazar, şair, şarkıcı, söz yazarı ve ressamlık gibi işlerle uğraşıyor.İlk sinema filmi American History X oldu.Bu filmin montaj hakları elinden alınmış ve filmin sonu kendi istediği gibi değil yapım şirketinin istediği gibi bitmiştir.Bu olaydan sonra New Line Cinema yapım şirketi ile kanlı bıçaklı olmuştur.Birçok reklam filmlerinde yönetmenlik yapmıştır.4 uzun metraj filmi ardır.Bunlardan bir tanesi belgsel filmdir.En son filmi ise 2011 yılında çektiği müfreze filmidir.2002 yılında çekmiş olduğu ancak kayıp olan Snowblind filmi vardır. D&AD’nin 50. yıl ödüllerinde tüm zamanların en çok ödül kazanan yönetmeni olarak onurlandırılmıştı. Kaye 1996 yılında Vauxhall Astra için yaptığı reklamda iki bin bebek kullanarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmişti. Tony Kaye, dokuz saatten az bir sürede 175 farklı reklam filmi çekerek dünya rekoru kırmayı hedefliyor.

Filmografi

-American History X(1998)

-Ateş Gölü(2006)Belgesel

-Black Water Transit(2009)

-Müfreze(2011)

Filmin Künyesi

Yönetmen: Tony Kaye

Ülke: ABD

Tür: Suç | Dram

Vizyon Tarihi: 09 Nisan 1999 (Türkiye)

Süre: 119 dakika

Dil: İngilizce

Senaryo: David McKenna

Müzik: Anne Dudley

Görüntü Yönetmeni: Tony Kaye

Yapımcılar: Bill Carraro | Michael De Luca | Jon Hess |

Oyuncular: Edward Norton, Edward Furlong, Elliott Gould

Oyuncular ve Karakterler

Edward Norton …. Derek Vinyard

Edward Furlong …. Danny Vinyard

Beverly D’Angelo …. Doris Vinyard

Avery Brooks …. Dr. Bob Sweeney

Jennifer Lien …. Davina Vinyard

Ethan Suplee …. Seth Ryan

Stacy Keach …. Cameron Alexander

Fairuza Balk …. Stacey

Elliott Gould …. Murray

Guy Torry …. Lamont

William Russ …. Dennis Vinyard

Joseph Cortese …. Rasmussen (as Joe Cortese)

Jason Bose Smith …. Little Henry (as Jason Bose-Smith)

Antonio David Lyons…. Lawrence

Alex Sol …. Mitch McCormickmaxresdefault

Filmin Özeti

Derek Vinyard, odasında ve göğsünde Nazi amblemi bulunan; zenci düşmanı bir Nazi’dir. Kardeşi Danny ise, Derek kadar cesur ve atılgan olmasa da, abisi kadar ırkçı bir Nazi’dir.

Zenciler tarafından öldürülen babası yüzünden nefreti dizginlenemeyen Derek, bir gece hayatını tümüyle değiştirecek olan bir suç işler.

Derek Vinyard, artık bir katildir ve hapishaneye gönderilir. Hapishane ortamında Derek’in bilmediği kurallar geçmektedir ve genç adam şimdi bıçak sırtındadır.

Zenci bir çamaşırcıyla arkadaş olan Derek, nefret ettiği siyah tenli adamların, psikolojisini altüst eden sapkın kurallarıyla tanışınca, inançları ve ‘hayatta kalma arzusu’ arasında seçim yapmak zorunda kalacaktır. Öte yandan, kardeşi Danny, genç bir adam olmuş ve tıpkı abisi gibi ‘acımaz bir ırkçı’ olarak yetişmektedir.

American History X ‘in İdeolojik Çözümlenmesi

Filmin konusu ve filmin ismi arasındaki bağlantı ne kadar tutarlı olursa o film daha keyif verici ve düşündürücü olur.Bu yüzden filmin isminden başlamak istiyorum.Geçmişin Gölgesinde , American History X , Amerikanın tarihi , burda x ne anlama geliyor.Acaba Amerikanın geçmişte ne kadar bilinmeyen gün yüzüne çıkmamış kirli çamaşırları akla geliyor.American History X ancak birde geçmişin gölgesinde var.Burada Amerikanın geçmişinin hala daha kesin bir şekilde bilinmediğini ya da bilerek gösterilmediği vurgulanmış bence.

Filme ideolojik olarak yönelirsek, bu konuda ideolojik eleştirinin işleyiş yöntemleri vardır;

a.Ötekileştirme

-İyi*kötü

-Biz*onlar

-Batı*doğu

-Bilim*mistik

b.Meşrulaştırma

c.Tarihselleştirme

d.Doğallaştırma

e.Mistikleştirme

f.Kutsallaştırma

g.Evrenselleştirme

american_history_x_11

bu işleyişleri filmi izlediğimiz zaman çokça görebiliriz.Sırası ile açıklayarak gitmek istiyorum.Ötekileştirme ile karşıtlıkları beraber ele almak istiyorum.Filmin siyah beyaz olası daha doğrusu Derek’in Nazi fikirlerinin hakim olduğu sahnelerin siyah beyaz efekt uygulaması fikirlerinin değiştiği noktada renkli bir hayat göze çarpmaktadır.Filmin konusu itibari ile filmin hemen her sahnesinde bi ötekileştirme mevzu bahistir.Siyahi ve bayaz olmak üzere.Filmin başlarında Derek’in kardeşi Danny’nin tuvalette siyahi bir öğrencinin suratına sigara dumanını üflemesi de bir karşıtlık olarak göze çarpabilir.Özellikle yönetmenin burada detay çekimi kullanması bu sahneyi etkileyici kılmış ve bir mesaj olarak algılamamızı sağlamıştır.Tabi siyahi öğrencini de Danny’e ‘Seni pis beyaz velet’ repliği buradaki ötekileştirmeyi gözler önüne seriyor.Derek’in daha yaşı küçükken babasını kaybettiğinde bir tv kanalına verdiği konuşmada sarfettiği sözler babasının ölümünün ırkçılıkla ilgili mi olduğunu soran muhabire verdiği cevap ürpertici. ‘ Tabiki ırkçılık ile ilgili , sadece suç değil bu ülkenin tüm sorunları ırkçılıkla ilgili göç AIDS ve devlet yardımı bunlar siyahların sorunları beyazlarn sorunları değil’ repliği ötekileştirmenin açıkça gösterildiği andır.Bunlar söylenirkende bunu izleyen polislere verilen detay çekim olayın etkileyiciliğini artırıyor.Basktetbol sahasındaki bahisin beyazlara karşı siyahlar olması da ayrı bir karşıtlık ve ötekileştirme olarak göze çarpıyor.Yönetmenin detay çekimlerinden örnek olarak şişko nazinin şeker tabağını eline aldığında beyaz şekerler ve arasında bir tane siyah şekerin olması ve onu yemeden atması bir başka ötekileştirme ve karşıtlık göstergesidir.Bir marketi yağmaladıkları sahnede kasiyer asyalıya yapılanlar sarfedilen sözler çok dikkat çekici.Siyahi ve asyalı olduğu için onun pis olduğunu ve deterjanların onu temizlediğini açtığını düşünmeleri, kasiyerin yüzünden aşağıya akan beyaz sıvı deterjanın yarattığı karşıtlıkta gözlerden kaçmamalı.Film boyunca siyahilere ve asyalılara yapılanların tamamını biz beyazlar tarafından izliyoruz yönetmen beyazların tarafından bakmamızı istemiş.Böylece yapılan herşeyin meşru bir şey olduğuna inanmış beyazların olduğunu görüyoruz.Marketin yağmalanması, Derek’in siyahiyi öldürüşü gibi birçok sahnede kendilerince meşru olduğuna inanmışlar ve tamamen doğal bir şey olarak görmüşler.Doğallaştırma ve meşrulaştırma film boyunca gözümüze çarpmaktadır.Hitlere tapmaları onu kutsallaştırmalarının dışında Derek’in hapishaneden çıktıktan sonra Nazilerin vermiş olduğu partide çocukların Derek’e gelerek sen ilahsın gibi sarfettikleri sözler ne derece kutsallaşırma yapıldığını görmekteyiz.Beyaz birinin siyahi birini

öldürmüş olması ve hapise girmesi çok doğal karşılanıyor ve bundan dolayı ona tapılıyor.İşleyişler bu şekilde göze çarpmaktadır.Göze çarpan diğer bir husus ise çokça propaganda yapılmasıdır.Filmin başında ortalarında ve sonlarında kullanılan Amerikan bayrağı yapılan propagandayı gösteriyor.Verilmek istenilen mesaj Amerika var ise huzur, refah, güven gibi kavramlardır.Yönetmen Tony Kaye beyazlardan tarafı seçmiştir.Basketbol sahasının iddasında beyazlar kazandığında eminim filmi izleyen herkes oradaki beyazlar kadar sevinmiştir.Güzel açılar yakalanarak müziğinde eşliğinde orada bir özdeşleşme söz konusudur.Siyahilerin oradan gitmesini Derek ve arkadaşları kadar bizde istedik.Derek’in filmin başında siyahiyi her ne kadar vahşice katletdiysede bizlerde Derek’in gururunu yaşadık.Derek’in gururu demişken vahşice katledilen bir siyahi ardından polislerin gelmesi Derek gurur verici bir şekilde diz çökmesi izlerken her ne kadar kendimiz kaptırsakta düşününce nasıl bir insan bu kadar cani olabilir ve bundan gurur duyabilir aslında burada ötekileştirmenin hatsafhada olduğunu görmekteyiz.Film boyunca hep yönetmenin gösterdiklerini gördük beyazların tarafında olduk istesekte istemesekte beyazlar sevindiğinde sevindik üzüldüğünde üzüldük.İdeolojik çözümlemede, ideoloji gösterilenden çok saklananda gizlidir.Bu maddeye değinmek isterim film ilerledikten biraz sonra anlıyoruz ki bir egemen ideoloji var ve bu döngü gibi gençleri kullanıyor aynı düşünceye sahip bir kız arkadaş, arkadaşlar var.Derek hapse giriyor ve egemen ideoloji Derek’in kardeşi Danny’e düşünceleri empoze ediyor zaten bu düşüncelere sahip ama Derek kadar cesur değil o kıvama getiriliyor.Bir sahnede Derek ve en üstteki liderin konuşması bu dikkat çekici, Derek:‘Ama ben olmasamda hiç faretmez çünkü yeni mahsüller sıraya girmiş bekliyor değil mi ? ‘ egemen ideolojinin gençleri harcadığını anlayabiliyoruz.

İdeolojik eleştiride sorulması gereken bir takım sorular var ve bunların bazılarını yukarıda açıklama imkanı buldum birkaçınada şimdi açılayacağım.

-Filmlerde egemen ideoloji nasıl yeniden üretilmektedir ? bu soruya yukarıda da bahsettiğim gibi gösterilenden çok saklanan öenmli konusuna geliyoruz.Egemen ideolojinin bir döngü gibi tekrardan üretilmesi konusuna geliyoruz.

-Nesnel gerçeklik olarak ne yapılıyor ? Filmde sürekli bir eylem gerçekleşiyor.Market yağmalaması olsun, Derek’in siyahiyi vahşice katletmesi olsun, hapishanede gerçekleşen eylemler olsun bunlar birir nesnel

gerçekliktir.Diğer bir yandan da bunların dışında gerçekliği yansıtmak yerine kendi ideolojileri yansıtılmaya çalışılmıştır.Bunlar temsiller aracılığı ile yapılmıştır, polis ve öğretmen temsillerini ve bayrak propagandasını çok kez gördük.

-Yönetmen kimin tarafında ? Yukarıda da bahsettiğim gibi yönetmen beyazlardan yana olmamızı istemiştir.Çok kez verdiğim örnek olarak basketbol sahasını beyazların kazanmasında bizim de sevindiğimizi görmekteyiz.

-Krakterlerde özdeşleşme ve sempati nasıl işler ? Baş karakter Derek ve onun kardeşi Danny ile oldukça özdeşleştik film boyunca ikiside bize sempatik ve çekici gelmiştir.Özellikle tuvalette siyahi öğrenciye sigara dumanını üflemesinde detay çekiminde etkisiyle Danny’e sempati duymamız hedeflenmiş.

-Karşıtlıklar hangisinden yana durularak çözülmüştür ? Karşıtlıklar filmin temel unsurudur.Filmin çözümlenmesinde en önemli etken karşıtlıklardır filmdede çok kez kullanılmış ve bizim bu karşıtlıklarda durduğumuz taraf beyazların tarafıdır.Grup olarak Nazi grubundan yana birey olarak ise siyahilere karşı Danny ve Derek’ten yana durulmamız istenmiş.

-Temel sistematik dil nedir ? Nasıl işler ? Burada hikaye zamanda atlamalar geriye ve ileriye olmak üzeri ilerlemiştir.

-Film gişe başaraısını mı hedefliyor ? Film gişe başarısından daha çok toplumsal sorunlara dikkat çekmek için yapılmış yönetmen Tony Kaye filmlerinde toplumsal sorunları dile getirmiştir.Örneğin son filmi Müfreze’de de Amerika’daki eğitim sistemine bir eleştiri getirmiştir.

Günümüz Türkiye’sinde ve geçmiş tarihlerdeki yaşanılan ortam sorunlarını Amerikan toplumu üzerinden görmek; terörün kucağına düşen gençlerin, niçin-nasıl ve nedenlerini sorgulamak; hatanın öfkenin ve yapılan hatalı davranışların gidişatını bu filme görebiliriz.

Tüm bunlardan bahsederken birazda eskilere gitmek istiyorum.Martin Luther King ;

Martin Luther King , 15 Ocak 1929’da doğan Martin Luther King, eğitimli ve ortalamanın üzerinde gelire sahip bir aileye sahipti. Lise eğitimini tamamladıktan sonra Atlanta’nın Marchouse Koleji’ndeki Sale Kilisesi’ne

”toplumbilim öğrencisi” olarak kayıt oldu. Bu dönemde, ırkçılığa karşı olan siyah örgütlerin gençlik kollarında çalışmaya başladı. 1948 yılında kazandığı burs sayesinde Pennsylvania’daki Crozer Din Bilim Okulu’na kayıt oldu. Sosyal ve dini duyarlılığı bir bütün olarak görüp “sivil itaatsizlik” anlayışını benimsemeye başladığı dönemde, Gandhi’nin Hindistan’da gerçekleştirdiği mücadelenin şekli ve başarısı, şiddetsiz ve doğrudan eylem kavramına olan inancını güçlendirdi. Mezuniyetinden sonra 1951 yılında yine burslu olarak Boston Üniversitesi’nde doktoraya başladı. Aynı yıl tanıştığı Coretta ile 1953 Haziranı’nda evlendi. Okulu bitirip doktor unvanını aldıktan sonra, Alabama’nın Montgomery şehrindeki Baptist Kilisesi’nde rahip olarak göreve başladı. O dönemde eyalet yasalarının ırkçı anlayışa göre düzenlenip uygulandığı Montgomery’de siyahların oy kullanması engelleniyor; okullardaki etnik ayrımcılık, eğitim haklarını kısıtlıyordu. Bardağı taşıran olay kabul edilen, bir dönem NAACP (National Association for Advancement of Colored People) yerel biriminde sekreter olarak çalışmış olan Rosa Parks’ın, 1 Aralık 1955 günü otobüste beyazlara yer vermediği gerekçesiyle tutuklanması da ABD’de siyah-beyaz ayrımcılığının doruk noktaya ulaştığını göstermiş ve King’in “sivil itaatsizlik” hareketinin örgütlenmesi için uygun bir zemin oluşturmuştu.Montgomery Otobüs Eylemi,Birmingham Direnişi,İş ve Özgürlük için Yürüyüş,Selma Direnişi,Siyah Hareketin Ayrışması gibi birçok eşitsizliğe karşı eylemlerde en başta kendini göster.Sonuç olarak Martin Luther King, Adaletsizlik karşısında tüm yoksulların birliğini savunan ve ardında umut dolu bir direniş geleneği bırakan Martin Luther King, kısa süren hayatını adadığı davasında tutarlılığını asla kaybetmemiş bir liderdi. Bugün barış için ifade ettiği anlamı, yaşamı boyunca benimsediği “fedakarlık” anlayışıyla kazanan King, hayat felsefesini ve düzenini, ona ihtiyaç duyulan yerde olabilmek üzerine kurmuştu. Daima karşısında durduğu şiddetin kurbanı olsa da; kendi sözleriyle, “haklı amaçlarını gerçekleştirebilmesinin, canını korumaktan daha önemli olduğu”na inanarak hareket etmişti. Ölümünden 24 saat önce yaptığı konuşmada korkusuzca sesleniyordu; “Beni tehdit ediyorlar ve önümüzde zor günler var. Fakat artık bunların hiçbirini umursamıyorum. Çünkü ben o dağı tırmandım. Herkes gibi ben de uzun bir hayat sürmek isterim; fakat artık umrumda değil. Ben sadece Tanrı’nın isteklerini gerçekleştirdim ve O benim, dağın tepesine çıkmama izin verdi ve ben ufka baktım, vaat edilmiş toprakları gördüm. Sizinle oraya gelemeyebilirim. Fakat bu gece emin olmanızı istiyorum ki bizler, insanlar olarak, o vaat edilmiş topraklara

ulaşacağız. Ben bu gece çok mutluyum. Hiçbir şeyden endişe duymuyorum. Hiç kimseden korkmuyorum. Benim gözlerim Tanrı’nın görkemini gördü.”

Afişler

american_history_x_custom_poster_by_butch_c-d4swmo7  piccit_american_history_x_1998_700x_857878158.640x0

Yazar: Ege İZMİRLİGİL

Reklamlar