Luis Bunuel ve sinemasından bahsetmeden önce Bunuel’in tüm filmlerini çekerken etkilendiği sürrealizm akımından bahsetmek gerekir. Sürrealizm (gerçeküstücülük), hiçbir mantıksal çabaya, estetik kaygısına, töre ve ahlaki değerlere bağlı kalmaksızın yalnızca içgüdülerle yola çıkılarak üretilen sanat akımıdır.

1. Dünya Savaşı’nın getirdiği düşünceler yığını, toparlanma, birşeyler yapma dürtüsü insanlar mantıklı ve planlı haraket etmeye itiyordu. Bununla birlikte “Akılcılık” Avrupa’da kol gezerken, sürrealizm ve dadaizim de buna tepki olarak ortaya çıkmaya başladı ve de Andre Breton tarafından oluşturulan Gerçeküstücü Manifesto çoğu Avrupalı sanatçı arasında hızla yayılarak, sanat ortamında kendine bir yer edindi.

Gerçeküstücü Manifesto

1. Hareketimiz hakkında halk arasında aptalca yayılan yanlış yorumlara karşı, çağdaş eleştirinin edebi, dramatik, felsefi, yorumlayıcı, hatta teolojik cismaniliğine karşı aşağıdakileri haykırarak bildiriyoruz.

2. Edebiyatla işimiz olmaz, fakat edebiyatı gerektiğinde her hangi biriniz kadar da kullanmaya tamamen muktediriz.
Gerçeküstücülük ne yeni bir araç ne kolay bir anlatım hatta ne de şiirin metafiziği falan değildir. O, aklın topyekün kurtuluşu anlamına gelir ve ona benzeyen her şeyin de.

3. Biz devrim yapmaya kararlıyız.

4. Biz gerçeküstücülük sözcüğüyle devrim sözcüğünü, sırf tarafsızlığını göstermek ve hatta bu devrimin dehşetengiz yapısını alaşağı etmek için bütünüyle bir araya getirdik.

5. İnsanların törelerini değiştirmek gibi bir iddiamız yok, fakat aklın kırılganlığını, inşa ettikleri sarsıntılı evlerini hangi kaygan zeminlere oturduklarını gözler önüne sermeye niyetliyiz

6. Topluma, bu resmi uyarıyı öfkeyle savuruyoruz; yan çizmelerine, dönekliklerine ve yanlışlarına dikkat etsinler, onların birini bile gözden kaçırmayacağız.

7. Fikrinin, düşüncesinin her savruluşunda, toplum bizi karşısında bulacak.

8. Bizler, ayaklanmanın, isyanın ustalarıyız. Gerektiğinde kullanamayacağımız, muktedir olmadığımız bir eylem biçimi yoktur.

9. Özelikle batı dünyasına diyoruz ki: Gerçeküstücülük karşınızda. Ve bizi sımsıkı bağlayan bu yeni “izm” de nedir? Gerçeküstücülük şiirsel bir biçim değildir. O aklın kendine yönelttiği bir çığlıktır ve o kendi zincirlerini koparmaya kararlıdır, hatta bunu demir balyozlarla yapmalıdır.

Luis Bunuel ve Frenando Rey, Burjuvazinin Gizli Çekiciliği’nin setinde, 1972

Bunuel çok koyu Katolik bir ailede yetişmiş ve din eğitimi alarak büyümüştür. Aldığı din eğitimi nedeniyle dini daha fazla sorgular olmuş ve filmlerinde özellikle din öğelerine yer vermiştir. Üniversite’de böcekbilimi, müzik ve ardından psikoloji bölümlerinde okudu ve bu dönemde Dali ve Lorca ile tanışır.
Daha sonra da sinema eğitimi almak için gittiği Paris’te henüz bir yıl önce Andre Breton tarafından manifestosu yazılan sürrealizmi keşfetmiş ve 1928 yılında Dali ile birlikte sürrealist sinemanın ilk ve en önemli filmi olan Bir Endülüs Köpeği’ni çekmiştir (izlemek isterseniz: buradan) . Bunuel, Dali’ye gittiğinde ayı kesen, ince uzun bir bulutla, bir gözü yaran usturanın rüyasına girdiğini anlatır. Dali de, kısa bir süre önce karıncalarla dolu bir el gördüğünden bahseder. Bu iki rüyadan yola çıkılarak şekillenen kurgu, akıldışı ve içgüdüsel bi anlatımı benimsemiştir. Filmde Breton’un “Gerçeküstücülük, dünyaya gözü kapalı olarak yaklaşmaktır.” sözünden yola çıkılarak gözün kör edilmesi ile bulutların arkasındaki gerçekliğin ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır.

“Film düşmanların elinde muhteşem ve tehlikeli bir silahtır. Bir film rüyanın istemsiz taklitidir.” diyen Bunuel’in filmleri yenilikçidir, insanı düşünmeye iter ve tabuları yıkmaya çalışırak özgürlüğü savunur. Bu nedenle özgürlüğü kısıtlayan ve sorgulanamaz olan her türlü güce karşı çıkmış, mizahi bir dille cesurca eleştirmiştir. İşte, Bunuel’in en önemli özelliği de filmlerinde taraf olup seyirciyi bir yöne çekmeye çalışmak yerine alaycı bir tavırla zıt olduğu düşünce sistemine hizmet edenleri seyirciye rezil edip komik duruma düşürür. Karşıt olduğu kurumlar arasında dinin, burjuvanın, ailenin, devletin, yeri çok büyüktür. Bu kurumlar da birbiri ile ortak çıkar gözetmektedirler. Örneğin Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği filminde papaz bahçıvan kıyafetiyle eve girdiğinde aşağılanır ama hemen sonra papaz kıyafetiyle geldiğinde saygı görür. Ya da Arzunun O Belirsiz Nesnesi filminde Mathieu Contica’yı elinde tutmak için hep parayı öne sürer. Bunuel, bu çürümüş değer yapılarını göstererek seyircinin bu sınıflar hakkında var olan tabularını yıkmaya çalışmıştır.

Bunuel filmlerinin en önemli özelliği gerçek ve düşün iç içe ilerlemesidir. Seyirci filmi izlerken gerçek mi düş mü ayırt edemez. Örnek olarak Gündüz Güzeli filminde kadının, sürekli kocasının ona işkence ettiğini görmesi verilebilir.

Kamera hareketleriyle seyircinin dikkatini başka bir noktaya çekmemiştir ya da sahneye farklı dramatik bir anlam katmak yerine hikaye anlatımına önem veren Bunuel’in filmlerinde seyirciler Bunuel filmleri izlerken karakterlerle özdeşleşmez, yabancılaşır ve adeta bir düş ortamı içinde sürüklenirler.

Örneğin, düşle gerçeğin birbirinden kesin çizgilerle ayrılmadığı Belle de Jour (1967) tuhaf olduğu kadar da etkileyici bir filmidir. Severine’in cinsellikle örülü içsel değişimi beraberinde tuhaf bir yolculuğu getirirken, öte yandan kullanılan imgeler ve filmin renk tonları da bu yolculuğu unutulmaz kılır. İlk renkli filmi olan Belle de Jour’da izleyicinin zihni o kadar fazla karışır ki Severine’in burjuva mı olduğunu yoksa burjuvalarla ilişkiye giren bir fahişemi olduğunu sorgularız. Belki de Severine bütün yaşadıklarını hayal etmiştir. Cinsel arzularına ve fiziki güzelliğine karşın yalnız kalmaktan dolayı kendine fanteziler yaratmıştır.

Klasik anlatı yapısını kırarak, yabancılaştırma ve soyutlaştırma efektlerini derinlemesine inceleyen Bunuel’in sineması bir başkaldırı sineması olarak değerlendirilebilir. Sürrealizm, aslında varolan gerçekliğin altında “olmayanı” gösterir ve bunuda filmleriden her ne kadar sürrealizmi benimsese de, aslında gerçeklikle arasında olan bağı kaybetmemesine borçludur.

Yazan: Bade Sümer
Reklamlar