KÜNYE

FİLM ADI: A Most Violent Year / En Şiddetli Sene

YAPIM YILI: 2014
TÜR: Aksiyon, Suç, Dram
SÜRE: 125 dk
YÖNETMEN: J.C. Chandor
OYUNCULAR: Alessandro Nivola, Albert Brooks, Catalina Sandino Moreno, David Oyelowo, Oscar Isaac, Jessica Chastain, Elyes Gabel
ÖZETAnna ve Abel Morales çifti işlerini büyütmek istemektedirler ancak petrol taşıyan araçları kimliği belirsiz kişiler tarafından soyulmaya başlanmıştır. Bir yandan finansman arayışında olan Abel, öte yandan gizli düşmanlarının provokasyonlarına karşı ayakta kalmaya çalışmaktadır.

J.C. Chandor ağır fakat sağlam adımlarla sıkı bir filmografi inşa etmeye başlayan Amerikalı yönetmenlerden. Günümüzde pek hatırı sayılır birisi olarak anılmasa da ilerleyen zamanlarda adından sıklıkla söz ettirecek yeteneğe sahip olduğunu hepi topu üç uzun metrajlı filmiyle muştulamış durumda. Şimdiye dek çektiği filmlere bakınca bir anda neden sivrilemediğini anlamak zor değil. O; ölçülü, aşırılığa kaçmayan ve gösterişli olmak için çaba sarf etmeyen üslubunu muhafaza etmeye devam ediyor. Oyuncu yönetimine ayrı bir önem veren J.C. Chandor’ın filmlerini izlerken o kontrolcü yaklaşımı ilk fark edilen ayrıntı oluyor. Mizansenleri bir sıkı disiplin ürünü olduğunu adeta bağırıyor. Özellikle de bu durum yönetmenin son filmi A Most Violent Year (En Şiddetli Sene, 2014)’da sezilebiliyor. Her kadrajda estetik kaygılarla perçinlenmiş mükemmelliyetçilik duygusu fışkıran film bu nedenden olsa gerek çok fazla mekan tasarımı kullanılmamasına karşın seyircisini 80’li yıllarda çekilmiş olduğuna kolaylıkla inandırabilir.

İnandırmak derken filmin diğer aldatıcı yönlerinden de bahsetmek gerekiyor. 1981 yılında sınıf atlamış bir iş adamı olan Abel Morales’in mücadelesinin anlatıldığı filmde pek çok ayrıntı 80’ler sinemasından miras kalan mafya unsurlarıyla pekiştirilmiş. Görünümünden, kılık kıyafetine kadar bir mafya üyesini anımsatan Abel Morales, ortalıkta içi para dolu çantalarla dolaşmakta, Yahudilerle içeriğini tam olarak kestiremediğimiz anlaşmalar imzalamaktadır. Üstelik bunu yaparken de işlerini denetleyen polislerden kaçmakta, tırlarıysa gizemli kişiler tarafından kaçırılmaktadır. Ve sonradan öğreneceğimiz üzere bir gangsterin kızıyla evlidir. Bir alttür olan mafya filmlerinin belirleyici unsurlarından alınmış tüm bu ayrıntılar Abel’in yasa dışı işler çevirdiğine bizi sinsice inandırır.

Ne var ki işin aslı inandıklarımızın tam zıttıdır. Abel’in vermekte olduğu mücadele doğru yolda kalabilmektir ve film bir bütün olarak Kapitalist düzende ellerini kirletmeden ayakta durabilmek üzerine bir öykü anlatmaktadır. Eski tabirle Amerikan Rüyası’na inanan ve yaşamaya çalışan bir adamdır Abel. Fakat biraz hile yapmadan, vergi kaçırmadan, yolsuzluğa bulaşmadan bu rüyayı yaşamak o kadar da kolay değildir. Abel’in yaşadığı zorluklar ısrarla bu yollara sapmama inadından husule gelir. Ancak görürüz ki hem zengin olmak hem de erdemlerinize sıkı sıkıya sarılmak Kapitalizm oyununun kurallarına aykırıdır. Yönetmen, bu oyunda işlenen suçları suça bulaşmamış bir adam özelinden eleştirirken Scarface (Yaralı Yüz, 1983) gibi yapımlarda da gözlemlenebildiği üzere suçu meşrulaştırmak, normalleştirmenin ötesinde cazibe noktasına getirmek gibi bir hataya düşmüyor. Abel, hem suça bulaşıp hem de bu suçun kurbanıymış gibi gösterilen karakterlerden bir hayli farklı bir noktada konumlanıyor. Bu, J.C. Chandor’ın eleştirisinin tonunu daha net ve ahlaki olarak inandırıcı durumuna getiriyor.

amostviolentyear2sinemahzen

Bu nedenden olacak ki yalnızca izleyici değil, filmin içindeki karakterler de Abel’in kanun dışı işlere bulaşmamış olması gibi bir ihtimale inanmazlar. Abel hakkında soruşturma yürüten Lawrence, eline hiçbir delil geçirememesine karşın kesif bir önyargı ile bu adamın suçlu olduğu fikrine gönülden bağlıdır. İşe tır şoförlüğü yaparak başlamış ve zamanla başka tır şoförlerinin patronu olmuş bir adamın yolsuzluğa bulaşmadan zengin olması fikrini kabullenemez. Bu durum zafere giden yolda her şeyin mübah olduğu Kapitalizm’in tabiatına aykırı gibidir. Öyle ya rakipleri tarafından film boyunca aşağı çekilmeye çalışılır. Bütün her şey sözleşmiş gibi tersine gitmeye başlamışken bile Abel soğukkanlılığını korumaya devam etse de bir anda patlama noktasına o da ulaşır. Ellerini kirletmeme konusunda gösterdiği peygamber sabrına bakacak olursak Lawrence’ın önyargıları gayet makul kalacaktır.

Bu noktada A Most Violent Year’ın Amerikan Rüyası’nın yaşanabilme olasılığını doğruladığı gibi bir sonuca varmak hatalı olacaktır. Evet, bir insan yeterince azim gösterirse yükselebilir hatta bunu yaparken de kirli işlere bulaşmayabilir de ancak önüne geçilemeyen zenginleşme arzusunun sonuçları bu kadarla mı sınırlıdır? Bu sorunun cevabı net bir şekilde “hayır”. Neden daha fazla zengin olmak istediğini kendisinin bile bilmediğini itiraf eden Abel, bu süreçte insani olarak pek çok şey yitirir. Her şeyden önce tüm dünyayı kendi çıkarları eksenine odaklamıştır, doğruya ve yanlışa bile bu eksenden ulaşmaktadır. Karısının para çalması, kendisine yakın olan bir elemanının can güvenliğini korumaya çalışması yalnızca kendi işine zarar verdiği için yanlıştır. Onun hırsı ve benmerkezci kimliği filmin doruk sahnesinde ortaya çıkar. Sinema tarihinin en etkileyici anlarından biri olmaya aday olan bu sahnede Abel, depoda açılan deliği mendiliyle tıkarken binlerce kelimeyle izah edilemeyecek bir eleştiri ortaya atılmış olur. Hem de “mutlu son” eşliğinde…

SON KARAR

Mafya temalı filmlerin motiflerine alışmış seyircileri kelimenin tam anlamıyla ters köşeye yatıran A Most Violent Year, son dönemde Hollywood’da doğan yapımların içerisinde belki de en nitelikli olanı. Film, bir aksiyondan ziyade bataklığa saplanıp kalmanın gerilimini üzerinde taşıyor. Görmekte fayda var.

kaynak: sinemahzen.com

Reklamlar