Bu sene Cannes Film Festivali’nde büyük ödül olan Altın Palmiye’yi bir LGBT filmi olarak nitelendirilen Mavi En Sıcak Renktir kazandı kazanmasına ama Kechiche’nin başyapıt olarak değerlendirilebilecek filminin cinsiyetten bağımsız bir aşk hikayesi olduğunu düşündüm hep. Mavi, bir lezbiyen filmi değildi; filmde işlenen aşk ise cinsiyetler üzerinden açıklanabilecek kadar basit değildi. Yine de herkesin dilinde var olanı ortadan kaldırmak veya onları farklı düşüncelere itelemek kolay olmuyor -çoğu zaman doğru bile değil. Aynı festivalin Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen ve seçkinin yönetmen ödülünü kazanan L’inconnu du lac (Stranger by the Lake) ise Mavi’nin başarısının da ötesine geçerek (sanırım jüriler de benim gibi düşünüyor olmalı ki) Queer Palm’ı kucaklayan yapım oldu. Ne yalan söyleyeyim, adını daha önce duymadığım Alain Guiraudie imzası taşıyan film, LGBT sinemasının Avrupalı sinemacıların elinden çıktığında herhangi bir filmden nasıl rahatlıkla daha iyi olabileceğini kanıtlayan fazlasıyla naif bir gerilim örneği.

Hikaye, adından da anlaşılacağı üzere bir göl kenarında geçiyor. Eşcinsel erkeklerin her gün rutin olarak gelip adeta ava çıktığı, akşam ise bir sonraki gün hiçbir şey olmamış gibi aynı ritüeli yerine getirmek için ava çıktığı bu göl kenarında Frank isimli bir erkek etrafında dönen gizemli bir öyküye tanıklık ediyoruz. Frank narin görünümlü, güzel bir erkektir ve Michel isimli oldukça seksi bir erkekten hoşlanmaktadır fakat Michel’in o sıralarda sevişme alışkanlığını giderdiği bir erkek halihazırda vardır. Ne yapacağını bilemeyen ve çekingen davranan Frank, göl kıyısında kendi başına takılan orta yaşlı Henri ile tanışır. Aralarında değişik bir çekim olsa da bu çekimin cinselliği içerip içermediğini bir türlü anlayamayız. Göl kenarına gelen eşcinsel erkeklerin ritüelleri devam ederken Frank korkunç bir cinayete tanıklık eder.

StrangerLake

Alain Guiraudie’nin ismini daha önce duymadığımı belirtsem de bundan sonra takipçisi olacağımı rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun en önemli ve ilk sebebi ise L’inconnu du lac’da senenin, hatta son zamanların en başarılı yönetmenlik işine tanıklık etmemiz. Aynı zamanda filmin senaristi olan Guiraudie, hem hikayesini hem de filmini günümüzde eşine hayli zor rastlanır bir şekilde kurgulamış ve Godard’ın anlatımını, Tarkovski’nin soğukkanlılığını, Bergman’ın kamera kullanımını harmanlayarak hayran kalınası bir iş ortaya koymuş. Kendisi herhangi bir filmden bekleyeceğinizden daha cesur olan eserinde çıplaklık ve cinsellik ögelerini kullanırken hiçbir çekinceye mahal vermeyerek en baştan kararlı bir yönetmen olduğunu gösteriyor. Bir hikayeyle durum arasında gidip gelen, haliyle anlatması oldukça zor bir malzemeyi; üstelik durağanlık handikabına rağmen seyirci için merak dozunu en üst seviyede tutarak işlemeyi başarıyor. Karakterler hakkında hiçbir detay vermeden onları filmine en güzel şekilde yediriyor -ki bu her yiğidin harcı olamayacak kadar nadir bir olaydır. Öyle ki uzunca bir süre karakterlerin isimlerini dahi bilmiyoruz. Mesleklerini, nerede yaşayıp neler yaptıklarını hiçbir şekilde öğrenemiyoruz. Zaten tek mekanda geçen filmde yönetmenin bu detaylara (L’inconnu du lac için bu basit şeylerin hepsi detay olmaktan başka bir şey değil) vakit ayırmaktan çok daha önemli işleri var. Herkes gizemini korurken filmin isminde geçen göl kenarındaki gizemli karakterin kim olduğuna dair bir fikir yürütmek de hikaye sürdükçe zorlaşıyor. Herkes yabancıyı oynuyor, herkes hem birbirine hem de seyirciye karşı ciddi derecede mesafeli davranıyor. Tüm bu kararlılığın temelindeki kararsız yapıda seyirci kendini bir cinayetin etkileri üzerinden karakterleri çözümlemekle uğraşırken buluyor ama nafile; Guiraudie bu konuda hepimizi soru işaretleriyle dolu sonsuz bir boşluğa sürüklüyor. Tüm bunlara rağmen film sona erdiğinde seyredilen hikayeden tam manasıyla memnun kalmamak ise söz konusu bile olamıyor.

stranger by the lake

L’inconnu du lac’ın en güzel yönlerinden biri huşu uyandıran görüntü yönetimi. Hikayenin gizemli ve çarpıcı yanını desteklemede oldukça başarılı olan fotografik çekimlere durmaksızın devam eden dalga ve su sesleri eşlik ediyor. Yönetmen böylece seyircide genel anlamda bir devr-i daim hissi uyandırıyor. Her seferinde arabaların park edildiği planla başlayan zaman çizgisi, tiplemelerin sahilde bir araya gelmesi, yüzmesi ve ağaçlığa gidip sevişmesi şeklinde devam ediyor. Her gün aynı çizgide ilerleyen ama spontan gelişen olaylar silsilesine tamamlayıcı görev gören görüntü ve ses, oyuncuların doğallıktan başka şekilde nitelendirilmeyecek şapka çıkarılası performanslarıyla L’inconnu du lac’ı zirve noktasına ulaştıran etkenler oluyor.

Fransa’nın en saygın yayınlarından olan Cahiers du Cinema‘ya göre 2013’ün en iyi filmi olan L’inconnu du lac, bu dereceyi sonuna kadar hak eden bir başyapıt. Tekrar ve tekrar izlenip üzerinde daha fazla düşünülmesi, en ufak detayları dahi kaçırmayacak şekilde incelenmesi gereken eserin mimarı Alain Guiraudie içinse ortaya ne kadar övgü döksek yetersiz. Hiç şüphe yok ki bu film her şeyiyle yönetmeninin eseri ve tam olarak da bu özelliğiyle hatırlanacak.


hazırlayan: Burak Hazine

Reklamlar