Filmloverss.com yazarlarından Özge Yağmur’un yazdığı bu eleştiriyi sizlerle paylaşıyorum.

Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Sinema tarihine baktığımızda The Breakfast Club (1984), The Royal Tenenbaums (2001), The Spectacular Now (2013), Boyhood (2014) gibi başarılı örneklerini izlediğimiz ergenlikten olgunluğa geçiş dönemini konu edinen ve “coming of age” olarak adlandırılan filmlere bir yenisi daha ekleniyor. Jesse Andrews’in aynı adlı romanından uyarlanan Ben, Earl & Ölen Kız – Me and Earl and the Dying Girl, yönetmen koltuğunda oturan Alfonso Gomes-Rejon’ın ikinci uzun metraj filmi olarak karşımıza çıkıyor.


landscape-1434576906-elm070115intel3-4-002
Ben, Earl ve Ölen Kız

Andrews’in aynı zamanda senaryosunu yazdığı Ben, Earl & Ölen Kız – Me and Earl and the Dying Girl’ün ismine aldanmamak gerek. Üç ana karakterin çevresinde dönecek sandığımız hikâye, sanılanın aksine yetişkin gibi hareket etmeye çalışan ama çuvallayan, asosyal, tipik bir Amerikan genci olan Greg’in (Thomas Mann) karakterini derinleştirerek ilerlemeyi tercih ediyor. Lise son sınıfta okuyan, fiziksel olarak kendini beğenmeyen ve özgüven problemi olan Greg’in hayatındaki dönüm noktasıysa, annesinin ısrarlarıyla “takılmak” zorunda kaldığı kanser hastası Rachel. Greg’in “talihsiz ilişki” olarak adlandırdığı arkadaşlıklarının evrelere bölünmüş hâliyle anlatılan hikâye, kült bir filme dönüşemese ve tekrar izleme isteği yaratmasa da, her dakikasından zevk alınabilecek bir seyirliğe dönüşüyor.

Ben, Earl & Ölen Kız – Me and Earl and the Dying Girl, senaryo bazında ciddi derinlik problemi yaşasa da teknik bağlamda oldukça başarılı bir film. Glee ve American Horror Story gibi popüler dizilerde yönetmenlik yapmış Gomes-Rejon’ın renkli sinematografisi, hareketli kamerası, umursamaz karakterleri ve atmosfere uygun müzikleriyle Wes Anderson’dan ilham aldığı su götürmez bir gerçek. “Andersonvari” atmosferin yaratılmasında naif detaylar ön plana çıksa da en pratik ve yaratıcı hamle, Greg ve çocukluk arkadaşı Earl’ün kült filmlere adadıkları parodi filmler. Rejon’ın, Greg’in ifade ettiği gibi romantik olmayan ilişkilerinin özellikle dram yönünü yansıtırken yakın çekim kullanmaması ve filmin hiçbir noktasında seyirciyi sömürecek bir hamleye bulaşmaması filmin artılarından. Greg’in dönüşümünü oldukça realist, yerinde ve tadında anlatarak filmden alacağımız zevki taçlandıran Gomes-Rejon’ın, bu ikinci uzun metraj filmiyle sinemaseverlerin radarına girmesi kaçınılmaz.

2015 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü kazanan filmin en önemli ve göze çarpan eksiği, çok fazla basite indirgenmiş bir plot twist hamlesiyle karşımıza çıkıyor. Özellikle Godard’a, Truffaut’ya, Kubrick’e saygı duruşu niteliğindeki referanslarıyla yönetmen bazlı değerlendirecek olursak hayli güzel dokunuşlara sahip filmin, senarist tercihi olarak öne çıkan “ters köşe” hamlesi filmi yükseltecek bir doz olmaktan çıkıp samimiyetini sorgular hale getirerek seyirciyi rahatsız ediyor.

Filmin, yazarı tarafından uyarlandığı düşünülürse; Ben, Earl & Ölen Kız’ı başarılı bir uyarlama olarak kabul etmek yerine, Earl ve Rachel’ın derinleştirilmemiş olmalarını ve filmin gidişatını etkileyen plot twist hamlesini bilinçli bir tercih olarak ele alıp payı senariste biçmekte fayda var. Filmin doruk noktasını büyük ölçüde etkileyen bu hamle, uzun soluklu bir başarıdan söz etmemizi engelliyor ama Ben, Earl & Ölen Kız, yıllar sonra keyifli bir coming of age filmi olarak anılacak gibi.

Sinema tarihine baktığımızda The Breakfast Club (1984), The Royal Tenenbaums (2001), The Spectacular Now (2013), Boyhood (2014) gibi başarılı örneklerini izlediğimiz ergenlikten olgunluğa geçiş dönemini konu edinen ve “coming of age” olarak adlandırılan filmlere bir yenisi daha ekleniyor. Jesse Andrews’in aynı adlı romanından uyarlanan Ben, Earl & Ölen Kız – Me and Earl and the Dying Girl, yönetmen koltuğunda oturan Alfonso Gomes-Rejon’ın ikinci uzun metraj filmi olarak karşımıza çıkıyor. Andrews’in aynı zamanda senaryosunu yazdığı Ben, Earl & Ölen Kız – Me and Earl and the Dying Girl’ün ismine aldanmamak gerek. Üç ana karakterin çevresinde dönecek sandığımız hikâye, sanılanın aksine yetişkin gibi hareket etmeye çalışan ama çuvallayan, asosyal, tipik bir Amerikan genci olan Greg’in (Thomas Mann) karakterini derinleştirerek ilerlemeyi tercih ediyor. Lise son sınıfta okuyan, fiziksel olarak kendini beğenmeyen ve özgüven problemi olan Greg’in hayatındaki dönüm noktasıysa, annesinin ısrarlarıyla “takılmak” zorunda kaldığı kanser hastası Rachel. Greg’in “talihsiz ilişki” olarak adlandırdığı arkadaşlıklarının evrelere bölünmüş hâliyle anlatılan hikâye, kült bir filme dönüşemese ve tekrar izleme isteği yaratmasa da, her dakikasından zevk alınabilecek bir seyirliğe dönüşüyor. Ben, Earl & Ölen Kız – Me and Earl and the Dying Girl, senaryo bazında ciddi derinlik problemi yaşasa da teknik bağlamda oldukça başarılı bir film. Glee ve American Horror Story gibi popüler dizilerde yönetmenlik yapmış Gomes-Rejon’ın renkli sinematografisi, hareketli kamerası, umursamaz karakterleri ve atmosfere uygun müzikleriyle Wes Anderson’dan ilham aldığı su götürmez bir gerçek. “Andersonvari” atmosferin yaratılmasında naif detaylar ön plana çıksa da en pratik ve yaratıcı hamle, Greg ve çocukluk arkadaşı Earl’ün kült filmlere adadıkları parodi filmler. Rejon’ın, Greg’in ifade ettiği gibi romantik olmayan ilişkilerinin özellikle dram yönünü yansıtırken yakın çekim kullanmaması ve filmin hiçbir noktasında seyirciyi sömürecek bir hamleye bulaşmaması filmin artılarından. Greg’in dönüşümünü oldukça realist, yerinde ve tadında anlatarak filmden alacağımız zevki taçlandıran Gomes-Rejon’ın, bu ikinci uzun metraj filmiyle sinemaseverlerin radarına girmesi kaçınılmaz. 2015 Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü kazanan filmin en önemli ve göze çarpan eksiği, çok fazla basite indirgenmiş bir plot twist hamlesiyle karşımıza çıkıyor. Özellikle Godard’a, Truffaut’ya, Kubrick’e saygı duruşu niteliğindeki referanslarıyla yönetmen bazlı değerlendirecek olursak hayli güzel dokunuşlara sahip filmin, senarist tercihi olarak öne çıkan “ters köşe” hamlesi filmi yükseltecek bir doz olmaktan çıkıp samimiyetini sorgular hale getirerek seyirciyi rahatsız ediyor. Filmin, yazarı tarafından uyarlandığı düşünülürse; Ben, Earl & Ölen Kız’ı başarılı bir uyarlama olarak kabul etmek yerine, Earl ve Rachel’ın derinleştirilmemiş olmalarını ve filmin gidişatını etkileyen plot twist hamlesini bilinçli bir tercih olarak ele alıp payı senariste biçmekte fayda var. Filmin doruk noktasını büyük ölçüde etkileyen bu hamle, uzun soluklu bir başarıdan söz etmemizi engelliyor ama Ben, Earl & Ölen Kız, yıllar sonra keyifli bir coming of age filmi olarak anılacak gibi.

Yazar Puanı

Me and Earl and the Dying Girl, senaryo bazında ciddi derinlik problemi yaşasa da teknik bağlamda oldukça başarılı bir film.

hazırlayan: Özge Yağmur

kaynak: filmloverss.com


Reklamlar