Joseph Losey: “Bertolt Brecht’in zorunlu kıldığı ve yapılmasını istediği denetimin elde edilmesi, sinemada çok daha güçtür. Çünkü bu aracı kullanabilmek daha güç, ekonomik sistem daha sert olduğundan, stilistik karşılığı henüz bulunamamıştır. (…) Şimdiye dek bilebildiğim, Brechtçi görsel stile en fazla yaklaşabilen saygı duyulabilecek örnek Ingmar Bergman’ın Kaynak’ıdır (1960, Jungfrukallan, Genç Kız Pınarı / Bakire Bahar). Bergman’ın görsel stili, seçme tarzı, tarihinin doldurulmuşa benzediği dönem ve anların hepsi Brechtçi unsurlardır. Biçim, içerik olmaksızın Brechtçidir.”

Nikita Mikhalkov: “Bir (…) Ingmar Bergman filminin on dakikasını izleyin, hemen yaratıcısını tanırsınız. Film, yönetmenin kendisine özgü özellikleriyle karşınızdadır.”

Woody Allen: “Tüm tuhaflıkları, felsefi ve dinsel takıntıları bir yana, Bergman Nietzsche ya da Kierkegaard’ın fikirlerini dramatize ederken bile eğlenceli olmayı bilen doğuştan yetenekli bir hikâye anlatıcısıydı.

Yıllardır azılı bir hayranı olduğumu bildikleri için, Bergman öldüğünde birçok basın organından yorum ve röportaj teklifi aldım. Benim yapabileceğim yine onun üstatlığını övmek olabilirdi ancak. Beni ne yönde etkilemiş olduğunu sordular. O beni etkileyemezdi ki, dedim. O bir dâhiydi. Ben de bir dâhi olmadığıma ve dahası deha sonradan öğrenilemediğine göre bu imkânsız.

Bergman büyük bir yönetmen olarak tanındığı sıralarda ben komedi yazarlığı yapan bir stand-up’çıydım. Ondan, yapabileceğin en mükemmel eseri yaratmaya odaklanıp gerisine boşvermeyi, kimseyi takmadan bir projeyi tamamlayıp diğerine geçmeyi öğrendim. Bergman yaşamı boyunca yaklaşık 60 film yaptı. Ben daha 38′deyim. Demek ki, üstadı kalite olarak yakalayamasam bile sayıca yakalama şansım hâlâ var.”

Victor Sjöström: (Ingmar Bergman’a, kariyerinin başındayken söylediği sözler) “Sahnelerin fazla karmaşık. Ne sen ne de Roosling (görüntü yönetmeni) bu karmaşanın üstesinden gelebilirsiniz. Daha yakın çalışın. Oyuncularını önden çek. Bunu hem oyuncular sever, hem de en iyi yol budur. Her önüne gelenle kavga etme. Çünkü öfkelenirler ve çıkardıkları iş iyi olmaz. Her çektiğin şeyi ön plana çıkartma. Seyirciyi boğarsın. Önemsiz bir ayrıntı, önemsiz bir ayrıntı gibi gösterilmelidir.”

Sergei Parajanov: “Her yapı, her eser, ait olduğu dönemin, dinin ve kültürün simgesi gibi. İyi bir film de böyle olmalı, bir kültürü simgelemeli. Yoksa her ülkenin kendine ait kültürü ortadan kalkarak burjuvazinin ortak kültürüne dönüşür. Ingmar Bergman ve Luis Bunuel gibi çok önemsenen yönetmenleri de bu yüzden sevmiyorum. Çünkü yaptıkları, bütün ülkelere özgü tipik burjuva kültürü ürünleri. Ülkelerinin, halklarının gerçek kültürleriyle bir ilişkisi yok. Fanny och Alexander (Fanny ve Alexander) filmi örneğin, tipik bir burjuva ürünüdür. İsveç toplumu üzerine hiçbir şey yok bu filmde.”

Steven Spielberg: “Ona her zaman hayranlık duydum ve onun kadar iyi bir yönetmen olmayı denedim. Ama bu asla gerçekleşmeyecek. Onun sinemaya olan aşkının büyüklüğü beni tuhaf bir suçluluk duygusuna itiyor.”

Nuri Bilge Ceylan: “İstanbul’a geldikten sonra -16 yaşındaydım galiba- Sinematek’te Ingmar Bergman’ın Sessizlik (The Silence) filmini izlemiştim. Bu film bende çok derin bir etki uyandırmıştı. Sinemanın o güne kadar izlediğim bütün filmlerin ötesinde bir potansiyeli olduğunu düşündürtmüştü. Ya benim belli bir zamanıma denk gelmişti ya o filmin kendi özelliklerinden kaynaklanıyordu, bilmiyorum; ama o filmi seyretmek benim sinemaya olan ilgimin cinsini çok ciddi bir şekilde değiştirdi bir anda.”

Reklamlar