Sinema duyguların, karakterlerin, düşüncelerin görsel bir dil halinde ortaya koyulduğu 6 sanat dalını içinde barındırdığı için 7. bir sanat dalı olarak kabul edilmektedir. Bu denli özelliklere sahip olan bir sanatın özgür bir ortamda icra edilmesi ve engellenmemesi gerekmektedir. Sinemanın siyasi ve askeri otoritelerin etkisinde bulunduğu darbe süreçlerini araştırma konusu olarak incelenmektedir. 27 Mayıs askeri darbesi bu bağlamda ilklerin yaşandığı dönem olarak bilinmektedir. Araştırmada 27 Mayıs darbesinin Türk sinemasına ne gibi etkileri olmuş incelenmektedir .

 

Türk Sinemasının Gelişimi (1897-1960) Arası

Türk insanının sinemayla tanıştığı dönem Osmanlı İmparatorluğunun son evrelerine denk gelmiştir. Bu dönemde 1897’de Sigmund Weinberg’in İstanbul da Sponeck birahanesinde film gösterimleriyle Türkiye sinemayla tanışmıştır. 1908 den sonra sine salonlar açılmış, yapımlar saray çevresinde ve şehirde hız kazanmıştır. ABD ve Avrupa da özel sektör teşvikleriyle sinema gelişmiş fakat Osmanlı’da devlet teşvikleri sinemaya yön vermiştir.1914’te çekilen ve Türk sinemasının başlangıcı kabul edilen Ayestefanos’taki Rus abidesinin yıkılışının çekimini yapan Uzkınay dan başlayan dönem günümüze dek gelmektedir1. Sonralarında çeşitli sinema salonları açılmış ülkedeki film sektöründe gelişmeler yaşanmıştır. Uzkınay’ın ilk sinema filmi olarak kabul edilen belgesel yapıt bulunan ilk kayıt olduğundan dolayı ilkler arasına girmektedir. Çeşitli sinema otoriteleri tarafından kabul edilmese de literatür çalışmalarında ilk sırayı oluşturmaktadır.

fuat-uzkinay

Resim 1: Fuat Uzkınay ve Rus Abidesi

 

Dönem dönem,  değişikliklere uğramış olsa da devamlılığını sürdürmüş olan  Türk sineması  en baskın dönemlerini  1960’dan sonraki dönemlerde gerçekleştirmiştir. 1960 dan sonra film üretimindeki artış filmlere olan arz-talep dengelerini değiştirmiş ve  artık filmlerin izlenme sayıları düşmüştür. 1960 da çevrilen  68 film 1958’deki 80 filme oranla biraz düşüşü işaret etmektedir. Aynı şekilde 1966’da 238’e fırlayan yapım sayısı iki yıl sonra 177’ ye inmektedir ve 298 filmle 1972’de dönemin en üst noktasına ulaşmaktadır. Scognamillo bu açıklamalarıyla yıllara göre artan film üretiminin verimi düşürdüğü, sektörün bundan sonra film sürümünden kazandığını belirtmektedir.

 1960 Darbesi ve Darbeyi Hazırlayan Ortam

1950 yılında  yapılan genel seçimler de Demokrat Partinin seçilmesi ve çok partili döneme geçilmesi, siyasi partiler arasında kırılma noktası oluşturmuştur. Marshall yardımının ülkedeki endüstriyel sanayi ve tarımı desteklemesi serbest ekonomiyi Türkiye de harekete geçiren bir uygulama  haline getirmiştir.

Ekonomide Liberalleşme ve Amerika ile yakın siyaset toplumsal kutuplaşmaya ortam sağlamıştır. İthal mal politikası uygulanmış daha öncelerde ithal edilen ürünler yerli üretim malzemesi haline getirilmiştir. Halkın kalkınma hızı artmış bunun yanında enflasyon la beraber devletin satın alma opsiyonu düşmüştür.

Bunun yanında Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk partisini basın, halk, ve sendikaların sert muhalefeti ve eylemler sonucunda karşı atak stratejisi oluşturmuş ve Tahkikat Komisyonu’nu kurmuştur. Bu komisyon savcı ve askerlerin özel yetkilerle donatılmasını sağlamış, hükümet darbesi olarak değerlendirilmiştir. Basını susturmaya yönelik girişimler ve  yer yer öğrenciler ile güvenlik görevlileri arasında çatışma boyutuna kadar gelen olaylar yaşanır. Bu olayları bastırmak amacıyla sıkıyönetim ilan edilir.

Darbe Yılları

26 Mayıs’ı 27 Mayıs’a bağlayan gece Ankara’dan gelen radyo yayını ile tüm Türkiye’ye duyurulmuştur. Radyo yayını ile başlayan ihtilal operasyonlarla devam etmiştir. Eş zamanlı operasyonlarda Cumhurbaşkanı, hükümet üyeleri ve Demokrat Parti milletvekillerinin tümü tutuklanmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, yönetime el koyması, 27 Mayıs bildirisine yansımayan ancak daha sonraki uygulama ve açıklamalara yansıyan üç ana nedene dayanır: Birinci gerekçe, Demokrat Parti’nin demokrasiden sapmış olmasıdır. ikinci gerekçe, Demokrat Parti’nin kendi yandaşlarını değişik ve ayrıcalıklı işlem yaparak halkı ikiye bölmesidir. Üçüncü gerekçe ise, Demokrat Parti’nin Atatürk Devrimlerinden ödünler vermesidir.

Başbakan Adnan Menderes, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye bakanı Hasan Polatkan’ın idamlarıyla ve Türkiye  siyasi ve toplumsal yapısını değiştirmiştir.

Darbe ve Toplumsal Gerçekçi Sinemaya Etkileri

Darbe ile birlikte gelen sıkıntılı süreç Sinemaya olumlu ve olumsuz etkiler bırakmaktadır. 1960’lara kadar sinemada konu sıkıntısı yaşanırken yeni Türkiye ile dış kaynaklar ve dönem şartlarının ele alındığı toplumsal konuların işlendiği bir çok film ortaya çıkmaktadır. Filmlerde toplumsal gerçekçilik kavramı altında  yoksulluk, köyden kente göç ve yanlış batılılaşma gibi konular derinlemesine işlenmektedir.

Türk sinemasının ve sinema sektöründe bir canlanmanın yaşandığı belki de günümüze değin seyirci tarafından en çok ilgi gördüğü dönemi yaşamıştır. Evlerde radyoların hüküm sürdüğü televizyonun henüz olmadığı, 60’lı yıllarda sinema, insanlar için en popüler eğlence aracı olarak nitelendirilmektedir. 1961 Anayasasının getirdiği özgürlük ortamı önceki yıllara oranla sinema da etkisini göstermiş, çekilen filmlerde ele alınan konularda çeşitlenmektedir.

Çekilen filmlerin büyük bir çoğunluğunu siyasal filmler oluşturmaktadır. ‘’Politik iktidar için sinema  ürkütücü bir şeydi’’.

Vedat Yenerer kitabında bahsettiği;  çekilen siyasi filmlerin iktidarın tehdit olarak algıladığını vurgulamaktadır. Yenerer’ in bahsettiği gibi Sinema siyasi çevreleri rahatsız etmektedir. Sinema filmlerinde toplumsal konulara değinilmiş olsa da toplumun eksik yönlerini kabullenmek yerine örtbas etmek daha avantajlı gelmektedir. Siyasi düzenin Sinema üzerinden eleştiri alması  üzerine ayrılıkçı düşünceler ortaya çıkacağını düşünmektedirler. Bu sebepten ötürü bir çok film’ e sansür uygulanmıştır.

1961 Anayasası özgürlükçü bir anayasa olarak algılansa da Siyasi iktidarların sinema üzerinde oluşturdukları baskı ve sansür sinemanın dilsel ve görsel anlatımlarını olumsuz etkilemektedir. Sansür’ e uğrayan filmler niteliklerini ve öznelliklerini yitirmektedir.

 7075648097_94aef048f2_o

  Sansür

Sansür Nedir?

Sansür sözcüğü, ‘’hüküm vermek’’ ya da ‘’fikir edinmek’’ anlamına gelen Latince cencere’ den gelmektedir. Sansür, siyasal iktidarların kamu yararı açısından sakıncalı bulduğu haber, yazı, kitap, film, resim ya da oyunların önceden incelenerek bazı bölümlerinin ya da tümünün yasaklanmasıdır.        

      Sansür’ ün Doğuşu

      Sinemanın toplumsal yaşama girmesinden bir süre sonra, kitleler üzerinde çok etkili bir araç olduğu görülmüş ve olumsuz etkilerini önlemek amacı ile kamu otoriteleri tarafından sansüre başvurulmuştur.

Film sansürünün, merkezi bir sansür örgütünün yetkisine verilmesi ilk olarak İsveç’te 1911 yılında çıkarılan bir kanunla kabul edilmiştir. İsveç’i 1913 tarihli sansür kanunu ile Norveç izlemiştir. Diğer Avrupa ülkelerinde de I. Dünya Savaşı’ndan sonra sansür kanunları çıkarılmaya başlamıştır. Örneğin, Almanya’da 12 Mayıs 1920 tarihinde çıkarılan kanunla, Cermen ırkının aleyhine olan veya yerleşmiş ilkeleri sarsıcı nitelikte bulunan filmlerin yasaklanması öngörülmektedir. İtalya’da 1913, Fransa’da 1919, Hollanda’da 1926, Portekiz’de 1927 yıllarında yayınlanan kanunlar da sinematografik sansürü düzenlenmiştir.  Köse sansürün doğusu ve uygulanması konusunda bilgiler vermektedir.

      Türkiye’ de Sansür

Türkiye’de ise sansür ilk defa 1864 yılında çıkarılan Matbuat Nizamnamesi(Basın Tüzüğü) ile başlamıştır.  Bu tüzükle birlikte ilk defa yayınlar siyasi ortamın denetimine takılmıştır.

Sinemanın Türkiye’  ye  gelmesiyle birlikte bir çok film sansüre uğramıştır. Bu konuda Mürebbiye filmi sansüre uğrayan ilk film örneğidir. Bir edebiyat derlemesi olan bu film işgal altında olan İstanbul’da yaşayan ve eserde geçen Fransız bir kızın küçük düşürülmesi ve gelişen olayları kabullenemeyen işgal hükümeti yayınlanmasını engellemektedir. Türkiye topraklarında çekilen bir film ilk kez sansüre uğramaktadır.

Türk sinemasında sansür uygulamalarının başlamasıyla birlikte bir düzen tertip altına alınmasını isteyen siyasi otorite ilk olarak 7 Şubat 1923’de İzmir İktisat Kongresinde Sansür Kurulu adı altında toplanılmıştır. Kongre sırasında bazı üyeler ahlaka aykırı filmlerin sansüre uygulanmasının gerekliliğini vurgulamaktadırlar. 1932 yılında Sansür Kurulu kurulmadı fakat mahalli polislerin filmleri yayınlanmadan izlenip uygunsuz bölüm leri temizlenmelidir kararı verilmiştir.

Sansür’ e uğrayan diğer filmler; Vurun Kahpeye 1949, Hıçkırık 1953, Bataklı damın Kızı Aysel, Mahallenin Sevgilisi 1960, Yılanların Öcü 1962, Şafak Bekçileri 1962, Susuz Yaz 1963, Gurbet Kuşları 1966, Umut, Baba, Otobüs, Civciv Çıkacak Kuş Çıkacak, Derdim Dünyadan Büyük, İnce Memed, Mine, Yorgun Savaşçı, Değirmen, Bu Vatan’ın Çocukları.

Yenerer’in kitabında yer alan  bu filmlerin bir kaçı ülkemizde o dönemin siyasi çevresi tarafından dışlansa da hakkettiği değeri dünya film otoriteleri tarafından ödüllendirilmiştir.

Bunlardan biri ise Necati Cumalı’nın eserinden uyarlanan ‘’Susuz Yaz’’ idi. Susuz yaz filmi işlediği konuların o dönemin toplumsal gerçekçi yaşamını  ‘kırsal’ düzeni ayrıntılı bir biçimde izleyiciye aktarmaktadır. Film Sansür Kurulunun festivale katılmasına izin vermemesi üzerine Berlin’e gitti ve burada Altın ayı ödülü’ nü kazanmıştır. Bu ödül Türk sineması’ nın Dünya film sektöründe ilk kez adının duyulduğu film olarak kayıtlara geçmiştir.

Berlin’ de Bir Türk Filmi – Susuz Yaz  

    Berlin de bir Türk Film’i Susuz Yaz; Necati Cumalı’nın romanından derlenen film 1963’ te Metin Erksan tarafından çekilmiştir. Film Altın Ayı ödülünü kazanmıştır. Susuz Yaz hem konu hem oyuncuları ile Türkiye’de Sinema sanatına katkı sağlayan bir başyapıt olarak kabul edilmektedir. Film’in oyuncuları arasında Hülya Koçyiğit, Erol Taş, Ulvi Doğan gibi isimler yer almaktadır.

susuzyazResim 1: Susuz yaz

 

 Susuz Yaz Film İncelemesi

Film’in konusu Anadolu’da bir köyde tarlasını bilek gücüyle işleyen iki kardeşin ve köylülerin hayatla mücadelelerini anlatmaktadır. Bu kardeşlerden büyük olan ağabey Osman(Erol Taş) cahiliyetin, yozlaşmışlığın bir yansıması olarak filmde yer almaktadır.

 Osman yaz mevsiminin verdiği kuraklığın etkisiyle azalan suyu keseceğini köylülere söyler, suyun kendilerine ait olduğunu kuraklık zamanında ilk olarak kendilerinin yararlanacağını kalan kısmının ise köylülerin kullanacağını söylemektedir. Osman’ın kardeşi Hasan (Ulvi Doğan) ise bu durumda rahatsız olmasına rağmen başta ses çıkartmamaktadır. Daha sonrasında Osman’ın suyu kesmesi üzerine köylüler ayaklanmışlardır. Osman ve köylüler arasında çıkan arbede de Osman bir köylüyü öldürür ve suçu kardeşinin üstlenmesi halinde eşi Bahar (Hülya Koçyiğit)’e ve topraklarına sahip çıkacağını söylemektedir. Hasan hapishaneye girdikten sonra su meseleleri devam etmektedir. Hasan gibi eşi Bahar da köylülerin sudan yararlanması gerektiğini bir çok eylemde vurgulamaktadır.

Hasan’ın Cezaevi isyanında öldürüldüğü haberi ağabeyi tarafından yayılmış ve  Osman’ın Bahar üzerindeki planlarını devreye sokmasında yardımcı olmaktadır.  Birkaç yıl sonra köyüne dönen Hasan ağabeyi Osman’ı öldürür  ve film son bulur.

Susuz yaz filmi karakterlerin o dönemin karışık dünyasının bir yansımasıdır. Osman karakterinin yozlaşmış ve cahil bir kişiliği Osman’ın çatışan bir sistemin yansıması olarak görülmektedir. Su için nasıl bir mücadele veriliyorsa Osman, Bahar içinde bir mücadele vermiştir. Baharın bu filmdeki rolü sistemdeki istenilen nimet bir araç olarak simgeleştirilmiş halidir.                                             

Susuz yaz filmi ile Metin Erksan taşra hayatını onların gözünden çaresizliği en derin şekilde işlemektedir. Oyuncuların, karakterlerle uyum sağlaması hikayenin gerçekliğini arttırmaktadır. Osman karakterinin asabi, bencil, sinsi tavırları çevresine yön vermiştir.

Köyden kente göç olgusunu tetikleyen kan davalarını göz ardı etmeyen Metin Erksan çektiği filmle batılılaşma adına adımlar atan ülkenin kırsal kesimlerindeki sorunlarını, onları daha önce fark etmeyen siyasilere sinema filmi ile aktarmaktadır. Siyasi çevrelerin ideolojilerini rahatsız etmesi üzerine film ciddi biçimde sansüre uğramıştır. Engellerden yılmayan film ekibi bir arabanın bagajın da Berlin’e gönderilmiştir. Ülke sinemamızın ilk defa ödüllendirildiği bu film ‘’Altın Ayı’’ ödülünü almıştır.

Sinemada Toplumsal Gerçekçilik

    27 Mayıs Askeri darbesinin getirdiği ortamda, Türk sinemasında Toplumsal Gerçekçilik akımı gelişmiştir. 1960’lı yıllarla birlikte başlayan, Türk Sinemasındaki dışa yönelimin nedenleri aslında 1950’li yıllarda güdülen iç ve dış politika olmaktadır.

Türkiye’nin Amerika ve Batı toplumlarına yaklaşması, ülkenin kültür politikası olarak görülmektedir, fakat halkın kültürel değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyecek birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. Ülke siyaseti olarak adlandırılan kültürel değişimler halk üzerinde yanlış batılılaşma, yozlaşsan bir nesil gibi birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kitle iletişim araçlarının insanlar tarafından sıkça kullanılmaya başlamış, radyolar, sinemalar aracılığı ile insanlara yanlış aktarımlarda bulunulmaktadır.

Yeni kültür  politikalarının iktisadi ve sosyal hayatta önemli değişimlere yol açmış; sanayileşme, kentleşme, sermaye dolaşımı ve tüketim politikası; köylü, işçi ve burjuva sınıfı arasındaki sınırları belirginleştirdiği gibi; sınıflar arası çelişkiler, kültürel çatışma ortamını yaratmıştır.

Bu konuda Metin Erksan’ın ‘Gecelerin Ötesi’ filmi toplumsal gerçekçilik dönemini açmıştır. Toplumsal gerçekçiliğin tam anlamıyla yansıtılamadığı ama gerçekçiliğe yönelik adımlar atan yarı gerçekçilik ya da pembe gerçekçilik diye adlandırılabilecek bu çalışmalarda dikkati çeken yönetmenler şunlardır: Metin Erksan; yabancı yönetmenlerden irili ufaklı esintiler ve sahneler taşıyan ‘Gecelerin Ötesi’(1960), ‘Yılanların Öcü’ (1962), ‘Acı Hayat’ (1963), ‘Susuz Yaz’(1963) filmlerinde “her mahallede bir milyoner yetiştirmek” felsefesinin açtığı yaralardan, Türk köyünün ve köylüsünün kimi gerçeklerinden, büyük kentlerin acımasız yaşam koşullarına dek çeşitli konuları işlemiştir.

gecelerin-otesi1-660x488

1961 Anayasası’nın getirdiği düzenlemeler Türk sinemasında yeni bir anlatı dilinin, Toplumsal Gerçekçilik akımının yeşermesine fırsat sağlar. Böylece Türk sinemasında o güne dek değinilemeyen toplum sorunları, gerçekçi denilebilecek bir biçimde ele alınmaya başlar. Göç ve gecekondulaşma, grev ve sendikalaşma, işçi ve işveren sorunları, yabancılaşma, parçalanmış aileler, kadının toplum hayatındaki yeri ve önemi, Türk sinemasında yeni yeni ifade bulan, eleştirel bir dille anlatılmaya çalışılan konular arasına girmektedir.

Türk sinemasının ilk toplumsal gerçekçi filmi olma özelliğini taşıyan 1964 yapımı Gecelerin Ötesi filmi tam bir gençlik filmidir ve konusunu gerçek hayattan alır. Film bu özelliğiyle bu çalışmaya konu olan ‘Toplumsal Gerçekçi’ anlayış bağlamında o yılların en önemli toplumsal gerçeklerinden biri olan 68 hareketleri ve 68 kuşağı ile örtüşmektedir.

Söz konusu kuşak, filmdeki kahramanlar gibi idealleri olan, içinde bulundukları ortamın ve zamanın buhranına alternatif çözümler arayan gençlerdir. Hem filmin kahramanları hem de 68 kuşağı arayışlarına giden yolda hüsranla karşılaşmış her iki taraf da yasaların engellerine takılmıştır. Film, hazırlıksız ve desteksiz gelişen başkaldırıların kaderinin ne yazık ki olumsuz sonuçlanacağı gerçeğini gözler önüne sermektedir.   

 

Bu araştırmada 27 Mayıs 1961 askeri darbesi ve sonrası siyasi uygulamalarının Türk Sinemasına etkileri adı altında topladığım verileri çeşitli evrelerden geçirerek darbenin özellikleri, amaçları, işlevleri, etkileri olarak değerlendirmeye çalışılmaktadır.

  Araştırma sonucunda 27 Mayıs darbesinin sinema üzerinde 2 ana başlık altında incelediğim ‘’Sansür ve Sinema’ da Toplumsal Gerçekçilik’’ konularını karşılaştırılmalı olarak değerlendirdik. Askeri darbe anayasasının verdiği özgürlükçü havadan yararlanmaya çalışan yönetmenlerin, o dönemin toplumsal, siyasi, askeri konuları filmlerin de işlemeleri sonucunda siyasi organlar tarafından engellemelere maruz kaldıkları, darbe ve o dönemin yani II. Dünya Savaşı sonrasında ekonomik zorluklar, işsizlik, göç ve yanlış batılılaşma gibi sorunlar yaşayan halkın ve bu durumdan sinemanın etkilendiğini araştırmada belirtilmektedir.

Enes AKTEPE

Reklamlar