Şimdilik ‘Indie Arthouse Horror’ (Bağımsız Sanatsal Korku Filmleri) ya da Mumblegore (Mumblecore+Gore) gibi etiketlerle yaftalanan bu filmlerin ileriki yıllarda ayrı bir kategori altında bir araya gelip gelmeyeceğini zaman gösterecek ama benzer motivasyonlarla hareket ettiği gözlenen filmlerin, özellikle son birkaç yılda artan sayıca çokluğunu göz önüne alırsak, en azından bir furya ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Daha sonra yapılacak bir çalışmaya altlık işlevi görmesini umut ederek bir araya getirdiğim filmler, aynı zamanda arada es geçip atladığı olan korku severler için de ayrıca faydalı olabilir.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Not.1: Filmler yapım yıllarına göre sıraya dizilmiştir.

Not.2: Bu değerli liste ötekisinema.com‘dan alıntlanmıştır. Yazının aslı için buraya tıklayınız.

Headless

(Arthur Cullipher, 2015)

headless-620x349

Headless, 2012’nin dikkat çekici korku filmlerinden Found içerisinde önemli bir yere sahip, güya 70’li yıllarda çekilmiş sahte bir film iken, aynı ekip tarafından ete kemiğe büründürülmesine karar verilmiş, düşük bütçeli bir film. Cinayet, yamyamlık ve nekrofili ile bezeli bir hayat süren maskeli bir katil, acı dolu geçmişinin hayaletlerinden kurtulamayınca iyice deliliğin bataklığına saplanıyor ve genç kadınların hayatlarını ellerinden almaya devam ediyor. Kimlik sorunu yaşayan genç bir adamın varoluş problemini olası en kanlı yöntemlerle çözmeye çalışmasını anlatan Headless, şiddet ve sapkınlıkta aşırılıkları ahlaksız bir cüretkârlıkla göstermeyi tercih ediyor.

The House On Pine Street

(Aaron ve Austin Keeling, 2015)

the-house-on-pine-street-03-620x327

Perili ev ve hayalet filmlerine getirdiği yeni bakış açısı ile dikkat çeken The House On Pine Street, ezberbozan yapısına rağmen alt türün klişelerine sadık kalmaya devam ediyor. Anne (ya da baba) olma endişesini merkezine alarak her anıyla etkili olmayı başaran bir anlatı sergiliyor.

Der Nachtmahr

(Achim “Akiz” Bornhak, 2015)

f-2016-kc4b1sa-notlar-der-nachtmahr-620x349

Akiz takma adını kullanan Alman sanatçı Achim Bornhak’ın yazıp yönettiği, Almanya yapımı Der Nachtmahr, 17 yaşındaki Tina’nın yetişkinliğe geçiş sancılarını hiç umulmadık bir şekilde anlatıyor. Alkol, uyuşturucu, elektronik müzik ve dans ile iç içe bir hayat süren Tina, ilgili ailesi ve yakın arkadaşlarını da hesaba katarsak dünya üzerindeki nadir şanslı(!) gençlerden biridir. Bütün düzeni, sadece kendisine görünen bir yaratığın ortaya çıkmasıyla kökünden değişir. Der Nachtmahr’ın yolu, 80’lerin en popüler filmlerinden E.T. (1982) ile sıkça kesişiyor ama o denli basit ve neşeli bir film değil. Tam aksine izleyeni içinden çıkılması güç bir muammanın tam orta yerine bırakmayı başarıyor.

German Angst

(2015)

german-angst-final-girl-02-620x349

German Angst, birbirinden bağımsız öykülere sahip üç farklı bölümden oluşan bir korku antolojisi. Final Girl, Make a Wish ve Alraune isimli bölümlerin yönetmenleri sırasıyla Jörg Buttgereit, Michal Kosakowski ve Andreas Marschall. “Angst” hem İngilizcede hem de Almancada yer alan ortak bir kelime. Korku, endişe, kaygı ve pişmanlık gibi anlamlara geliyor ama en çok dünya, gelecek ya da kişisel özgürlükler hakkında duyulan endişeyi dile getirmek için kullanılıyor. Antolojinin ortak çatısını oluşturan bu kelime, her bölümde farklı bir şekilde öne çıkıyor. Üç Alman yönetmen, bir yandan Almanya’nın geçmişiyle hesaplaşırken, öte yandan da geleceği hakkında uyarılarda, temennilerde ve belki de taleplerde bulunuyor.

Darling

(Mickey Keating, 2015)

darling-2015-620x349

Pod (2015) ile hedefi bulmakta zorlanan Mickey Keating, Darling ile çok etkileyici bir işe imza atıyor. Polanski şahikası Repulsion’ın (1965) bariz gölgesi altında ezilmeden kendi kimliğini oluşturma yolunda emin adımlarla ilerleyen film, şehrin göbeğindeki çok katlı bir evin bakıcılığını üstlenen genç bir kadının, yalnız başına kaldığı evde yaşadıklarını anlatıyor. The Woman (2011), Pod ve Jug Face (2013) gibi korku filmleriyle türün hayranları için iyice tanıdık bir sima haline dönüşen Lauren Ashley Carter’dan muazzam bir performans.

The Witch

(Robert Eggers, 2015)

the-witch-03-610x365

1630’lu yıllarda New England’da geçen The Witch, bağlı olduğu koloniden ailesiyle birlikte kovulan bir çiftçinin hikâyesini anlatıyor. İnanç, sadakat ve sevgi gibi insani kavramları, din-toplum ve din-birey ilişkileri üzerinden anlatan The Witch, şüphesiz 2015 yılının en etkileyici korku filmlerinden biri olarak anılacak.

Baskın

(Can Evrenol, 2015)

baskc4b1n-081-610x365

Can Evrenol’un uzun süredir beklenen ilk uzun metrajlı filmi Baskın, galasını Toronto Uluslararası Film Festivali’nin ünlü Midnight Madness seçkisinde gerçekleştirdikten sonra birçok önemli festivale konuk oldu. Yurtdışında aldığı olumlu tepkilerle göğsümüzü kabartan film, Türk Korku Sineması için yol gösterici bir öneme sahip ama ne kadar takipçisi olur bilinmez. 1 Ocak 2016’da gösterime girecek Baskın, beş polisin gizemli bir kâbus ağının içine düştüğü geceyi anlatıyor. Silent Hill ve Hellraiser kırması bir cehennem tasvirinin başköşeye yerleştiği final bölümünü muhakkak görmelisiniz.

It Follows

(David Robert Mitchell, 2014)

it-follows-header-620x349

Sinema Kütüphanesi “It Follows” incelemesi

It Follows, Detroit’te yaşanan ekonomik çöküntü sonrası neredeyse hayalet kasabalara dönüşen terk edilmiş banliyölerdeki sıkıntıları arka plana yerleştirip, buralarda yaşamaya devam eden (ya da devam etmek zorunda kalan) gençlerin sorunlarına odaklanıyor. Son derece ağır temposuyla, aynı filmdeki doğaüstü varlığın ağır ağır yürümesi gibi, tuğlaları teker teker üst üste koyarak yıkılması güç, sağlam bir gerilim duvarı inşa etmeyi başarıyor. ‘Gore’ ve ‘splatter’a hiç yüz vermeyen It Follows, modern zamanların en fiyakalı korku filmlerinden biri.

Der Samurai

(Till Kleinert, 2014)

der-samurai-620x349

Polonya sınırındaki küçük bir Alman kasabasında polis memuru olan Jacob ile kadın kıyafetleri giyip kurbanlarını samuray kılıcıyla öldüren psikopat bir katil arasındaki gerilimli ilişkiye odaklanan Almanya yapımı Der Samurai, görsel yetkinliğiyle büyülüyor. Aşırı şiddet ve kara mizah gibi kozlarla elini sağlam tutan film, farklı öyküsüyle son zamanlarda izlediğimiz korku filmlerinden ayrı bir yerde duruyor. Der Samurai, muhafazakâr toplum yapısını samuray kılıcıyla parçalara ayırmak isteyen bir kâbus gibi.

Horsehead

(Romain Basset, 2014)

horsehead-620x349

Kâbus ile gerçekliğin iç içe geçtiği Fransa yapımı Horsehead, anneannesinin ölümü üzerine eve dönen Jessica’nın devamlı tekrar eden korkunç kâbuslarını anlamlandırma çabasına odaklanıyor. Titizlikle tasarlanmış rüya sekansları, büyüleyici bir etkiye sahip, izleyeni kolaylıkla avucunun içine almayı başarıyor. Klasik anlatım diline uzak yapısıyla kimi zaman zorlayıcı olsa da yaşamaktan kesinlikle pişman olmayacağınız bir deneyim.

Spring

(Justin Benson ve Aaron Moorhead, 2014)

spring-2014-610x343

Annesi vefat ettikten sonra İtalya’ya giden Amerikalı Evan, orada karşılaştığı Louise isimli gizemli kıza âşık olur ve aralarında ilginç bir ilişki başlar. Tabii ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Kabaca Before Sunriseüçlemesinin yaratıklısı olarak adlandırabileceğimiz Spring, kesinlikle zihin açıcı bir deneme. Eğer izlemediyseniz, aynı ikilinin mikro bütçeli Resolution (2012) isimli filmine de göz atmayı ihmal etmeyin.

Starry Eyes

(Kevin Kolsch ve Dennis Widmyer, 2014)

starry-eyes

Hayatının rolüne kavuşabilmek için her şeyi göze alan genç bir aktris adayı üzerinden klasik bir Faust hikâyesi anlatan Starry Eyes, son yılların en dikkat çekici düşük bütçeli bağımsız korku filmlerinden biriydi. Sarah isimli ana karakteri başarıyla canlandıran Alex Essoe’nin ekstra katkılarıyla değer kazanan film, altmışlı-yetmişli yılların şeytana tapan tarikatları merkezine alan Hammer filmleriyle Amerikan bağımsızlarının vazgeçemediği ‘mumblecore’ akımının leziz bir karışımı.

The Canal

(Ivan Kavanagh, 2014)

the-canal-620x349

İrlanda yapımı The Canal, karısı Alice’in kaybolmasına doğaüstü güçlerin sebep olduğuna inanan David’in baş zanlı olarak şüpheleri üzerine çekmesinden sonra masumiyetinin peşine düştüğü zorlu yolculuğu anlatıyor. Her anıyla etkileyici olmayı başaran bir başka düşük bütçeli korku filmi daha.

A Girl Walks Home Alone at Night

(Ana Lily Amirpour, 2014)

a-girl-walks-home-alone-at-night-620x349

Saçma bir şekilde ‘İran’ın ilk vampir filmi’ olarak lanse edilen film, bu tarz yanıltıcı reklam spotlarına ihtiyacı olmayan, stilize görüntüleriyle yenilikçi olmayı başaran bir vampir güzellemesi. Jim Jarmusch filmlerinin izinden giden A Girl Walks Home Alone at Night, birçok popüler kültür öğesini heybesine koymayı ihmal etmiyor ve çıktığı yolculuğun sonunda Ana Lily Amirpour’un ismini umut vadeden yönetmenler arasına yazdırmayı başarıyor.

The Babadook

(Jennifer Kent, 2014)

the-babadook-4

The Babadook, ilk bölümde kocasını erken kaybeden genç bir annenin tek başına aileyi ayakta tutma çabasına odaklanıyor. Babasız büyüyen Samuel’in sorunlu bir çocuk olması ise genç kadının işini daha da zorlaştırıyor. İkinci bölümün assolisti ise The Babadook isimli canavar oluyor. Korku filmlerini tiye alan yapısı nedeniyle bir türlü ısınamasam da, bu listeye dahil etmezsem ayıp olurdu.

Proxy

(Zack Parker, 2013)

proxy

Rahatsız olmadan izlemenin mümkün olmadığı, buz gibi soğuk bir duş etkisi yaratan açılış sekansıyla seyircinin yüreğinin tam ortasına tahrip gücü yüksek bir bomba bırakan Proxy, tahmin edilmesi güç sürprizleri sırtına yükleyip iki saatlik süresi boyunca izleyeni germeyi başarıyor. Son zamanların en cesur, en karanlık korku filmlerinden biri.

The Strange Color of Your Body’s Tears

(Hélène Cattet ve Bruno Forzani, 2013)

the-strange-color-of-your-bodye28099s-tears-620x349

Belçika’da yaşayan ve birbirleriyle evli Fransız çift Hélène Cattet ve Bruno Forzani, konuşmaktan pek hoşlanmayan ilk uzun metrajlı filmleri Amer (2009) ile ‘giallo’ severlere muhteşem bir ziyafet vermişlerdi. Tarz olarak çıktıkları yoldan fazla sapmadan vardıkları ikinci durak olan The Strange Color of Your Body’s Tears ile ‘giallo’nun günümüzdeki modern yüzü olarak anılmayı çoktan hak ettiler.

Devoured

(Greg Olliver, 2012)

devoured-02

Devoured, son yıllarda sıkça karşımıza çıkan, çizgi üstü düşük bütçeli korku filmlerinden bir diğeri. Elindeki en büyük kozu, ayakları yere sağlam basan senaryosu. Hemen hiç boşluk bırakmadan ilerleyen öykü, merak ve gizem duygusunu sonuna kadar korumayı başarıyor.

Berberian Sound Studio

(Peter Strickland, 2012)

berberian-sound-studio-1

1970’li yıllarda geçen filmde, İngiliz ses mühendisi Gilderoy, İtalyan korku ustası Santini’nin son ‘giallo’sunun ses kayıtlarını düzenlemek için kiralanır. Zaman ve gerçeklik değiştikçe, ses sarmalında boğulan Gilderoy, kişisel karmaşası içinde kaybolur. Akıl sağlığını koruyabilmek için kendi şeytanlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Lynch evrenine benzer bir dünya yaratarak kafa karıştırıcı bir yapı inşa eden film, ilginç konusuna rağmen içine girmesi bir parça zor olsa da cazibesinden hiçbir şey yitirmiyor. Peter Strickland’ın, Jess Franco’ya öykünen bir sonraki filmi The Duke of Burgundy (2014) de rahatlıkla bu listeye dahil edilebilir.

Kill List

(Ben Wheatley, 2011)

kill-list-ben-wheatley-2011-620x349

2011 yılının en bomba işlerinden biri olan Kill List, gangster ile korku türlerini ustaca karıştırarak daha önce şahit olmadığımız güzellikte bir kâbus olarak akıllara kazındı. Hele finalinde yaşanan şoku daha uzun süre unutabilmek pek mümkün değil. Bu arada Ben Wheatley’nin A Field in England’ını (2013) da bu listenin bir yerlerine sıkıştırabiliriz.

The House of the Devil

(Ti West, 2009)

the-house-of-the-devil-ti-west-2009-620x349

Ti West şahikası The House of the Devil, listedeki filmlerin öncülü gibi bir yere konumlanabilecek özelliklere sahip. Seksenli yıllar korku sinemasına damgasını vurmuş olan bebek bakıcısı eksenli ‘slasher’lar, lanetli ev hikâyeleri ve şeytana tapan tarikatlar gibi gözde alt türlerin birleşiminden oluşan film, o yıllardan ışınlanıp gelmiş gibi duran Jocelin Donahue’nün ekstra performansı ile ayrıca değerli.

Reklamlar