Aramıza yeni katılan yazarlarımızdan Dilşad İnceoğlu’nun ilk yazısını paylaşıyoruz!

 

Türkiye’de korku türünde üretilen filmlerin sayısı 2000’lerden bu yana giderek artmakta ve yerli korku filmleri, gişede hatırı sayılır izleyici sayısına ulaşmaktadır. Özellikle yerli korku filmi üretiminin geçmişi düşünüldüğünde, bugün gelinen nokta hayli şaşırtıcı bile görünmektedir. 2000’lerin ilk çeyreğinde büyük bir atılım göstermiş olan yerli korku filmi üretiminin geçmişine baktığımızda, çok fazla örnekle karşılaşmadığımız bir gerçek. Bu da geçmişte korku türünde çekilmiş olan az sayıdaki filmi merak etmemize yol açıyor. İşte tam da bu noktada karşımıza yerli korku filmlerinin önemli temsillerden biri olan Drakula İstanbul’da (1953) filmi çıkıyor.

atif-kaptan-fotograf__11219416_0

Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak, Avukat Azmi bazı idari evrakları Kont Drakula’nın şatosuna göndermekle görevlendirilir. Azmi şatoya varır, Kont ile tanışır ve Kont’un bir süre misafiri / tutsağı olur. Bu süreç içerisinde Azmi tuhaf olaylarla karşılaşır ve kont ile ilgili gizli bilgilere ulaşır. Tutsak olan Azmi nihayetinde Kont’un uşağının yardımıyla şatodan kaçar. Kont Drakula ise hakkındaki gerçeklerin bilinmemesini istediği için Azmi’nin peşine düşer ve İstanbul’a gelir. Bu noktadan sonra Azmi ve çevresindekiler kontu bertaraf etmeye çalışacaklardır.

Konusundan da anlaşılacağı üzere film, klasik Dracula hikayesinin bir çeşit yeniden uyarlamasıdır. Peki bu durumda Drakula İstanbul’da filmini önemli yapan etmenler nelerdir, bunları sıralamaya çalışalım.

Öncelikle, Mehmet Muhtar’ın yönetmenliğini üstlendiği film, günümüze ulaşan ilk yerli korku filmi örneğidir. (Türkiye yapımı ilk korku filmi Aydın Arakon’un senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı 1949 yılı yapımı Çığlık filmi olarak kayıtlara geçmiştir fakat filmin herhangi bir kopyası günümüze ulaşmamıştır).

indir

Drakula İstanbul’da filmi Ali Rıza Seyfi’nin Kazıklı Voyvoda kitabının uyarlamasıdır. (Kazıklı Voyvoda, sonraki baskısındaki adı Drakula İstanbul’da, Bram Stoker’ın Dracula romanının kısaltılmış bir uyarlamasıdır). Bu anlamıyla film, yerli korku edebiyatından sinemaya uyarlanmış bir korku filmi örneği olması bakımından önemlidir. Drakula İstanbul’da ayrıca Universal Monsters’ın Dracula (1931) filmi ile benzer sahneler ve replikler içermektedir. (Her ne kadar filmin yapımcısı olan Turgut Demirağ ve sanat yönetmeni Sohban Koloğlu film çekiminden önce Dracula’yı izlemediklerini söylemekte ise de iki filmdeki benzerlikler dikkatlerden kaçmaz).

Filme dair özellikler bunlarla sınırlı kalmaz. Bram Stoker’ın romanında Dracula ile Kazıklı Voyvoda Vlad Drakul arasındaki bağlantı açıktan verilmezken, Drakula İstanbul’da filminde bu bağlantı kesin olarak kurulur. Film ayrıca, Bela Lugosi’li Dracula’dan ve Murnau’nun Nosferatu filminden farklı olarak ilk kez canavarın sivri dişlerini gösterir ve Drakula’nın vampir dişleri sinemada Bram Stoker’ın tasvirine uygun biçimde resmedilir.

drakula-istanbul-da_775132_m

Bahsedilmesi gereken bir diğer konu da filmin çekim şartlarıdır. Dekoru ve atmosferi yaratmak adına yapım ekibi oldukça uğraşmıştır. Filmin neredeyse tamamı platoda çekilmiştir. Atmosferin gerçekçi olması adına eldeki imkânlar zorlanmıştır demek doğru bir ifade olacaktır. Filmin sanat yönetmeni Koloğlu, mezarlık sahnesi için sise ihtiyaç olduğunu fakat sis makinesi olmadığı için ekipten 30-40 kişinin her birinin 3-4 sigara yakarak duman üflemesiyle bu sahnelerin çekildiğini anlatır. Bu örnek, filmin yapım aşamasına dair küçük bir detay niteliğindedir. Zira film, bunun gibi pek çok zorlu süreci içinde barındırmaktadır

Özetle, Drakula İstanbul’da filmi özveri ile çekilmiş bir filmdir. Gelinen noktada Drakula İstanbul’da filminin yenilikçi nüansları, çekildiği dönem ve çekilme şartları göz önüne alındığında filmin önemli bir temsil olduğunu söylemek ve iadeyi itibarını teslim etmek mantıklı görünmektedir.

*İncelemede Scognamillo ve Demirhan’ın Fantastik Türk Sineması ve Scognamillo’nun Türk Sinema Tarihi kitaplarından faydalanılmıştır.


Dilşad İnceoğlu

Reklamlar